Akşam olmadan aşman lazım dağı.
Tüm gücünü toplayıp geçide çıkıyorsun.
Bir o kadar daha.
Son bir gayretle (yeni) geçide ulaşıyorsun.
Ardında bir yükseklik.
Güneş en tepeden de çekiliyor.
Dizlerin bedenini taşımakta zorlanıyor.
Etrafta dağ uğultusu, orman uğultusu, aklından geçen korkuların uğultusu…
Geceden korkun yok da, yolun dar, patika, uçurumlu…
Mağaramsı bir yer bulup sığınıyorsun.
Uyku bastırıyor.
Uyandığında yine yola koyuluyorsun.
Akşama kadar yine benzer bir yolculuk.
Bak, 60 yaşına geldin.
Hâlâ dağın ardını düşlüyorsun.
Bu da bir şey.
En azından verecek bir dersin var:
“Dağın Ardına Doğru Geçitlere Yolculuk Dersi”.
Uygulamalı mı?
Deme!