Ana sınıfının kapısında torun bekleyen adam, çekingen bir selâmın ardından başlattığı sohbette, başka bir işe yaramadığını söyleyerek durumundan yakınıyor.
Güya yakınıyor!
Başını süsleyen kır saçlardan ve yüzünü haritalaştıran kırışıklıklardan hayli yıl devirdiği anlaşılan bu dede, çocuk ve torun edinmişliğin yanına sıhhatini koruyor oluşun bahtiyarlığını da eklemiş göründüğüne göre… Hayattan başka ne istenir!
Hoşnutlukla ışıldayan gözleri, sözlerini yalanlıyorlar.
İlkokul öğrencilerinin teneffüs zilinin çalışıyla, sohbete fırsat tanıyan sessizliğin yerini kızılca kıyamet kapıverdi!
Minik ağızlardan uçuşan seslere, memnuniyetle açılıyor kulaklarımız.
Yağma izni almış bir ordunun neferlerinde görülebilecek telâşla sınıflarından fırlayan çocuklar, birbirlerine çarparak bahçenin yolunu doğrultmaya çabalıyorlar. Çığlıkları ve koşuşturmaları en aza indirmeye uğraşan nöbetçi öğretmenin yalancıktan kızgın sesi, buğday sapı boyundaki öğrencilerin hızlarını kesmeye yetmedi.
Her gün tekrarlandığından öğretmenler için çekilmezleşen bu cümbüş, beni ve ihtiyar adamı fazlasıyla eğlendiriyor.
Kafeslerinden kurtulmuş kuşlar gibi hürriyetin tadını çıkaran miniklerin hepsi bahçedeler şimdi.
Zaman, ne kadar da hızlı kayıyor; kayarken neleri takıyor peşine!
Doğumunu ve ilk birkaç senesini hatırlayamaz insan. Sonraki yıllar ise ihtiyaç duyuldukça aralanan bir perdeyle örtülü.
Hayalleri sınırsız fakat imkânları kısıtlı çocukluk çağının hiç bitmeyeceğinden kaygılanılırken, bir de bakılır ki büyümek hevesi baskın çıkarak koparıverir o çiçek mevsiminden.
Ehlileştirilmemiş taylara özenip oraya buraya atılışlarınızdan anlarsınız delikanlı olduğunuzu. Anlar ve dünyayı kurtarırsınız, volkan patlatan haykırışlarla. Bazı kere de, gam denizlerine dalarsınız. Yüreğinizde mızrap gezdiren aşklar yaşadınız. Hayatı, kelebek kanadında uçurduğunuz fasıllardan geçtiniz. Bunların hepsinin, sanmaktan ibaret kaldığını bilecek donanımdan yoksundunuz.
Mademki siz vardınız; yalana, haksızlığa, sevgisizliğe yer yoktu! Gerçekten yok muydu?
Daha dün damarlarımızı zorlayan o deli kan ne zaman duruldu!
Çiçekken rüzgâra kapılanlardan, bademken toprağa düşenlerden öğrendiniz; evdeki hesapların çarşıya uymadığını. Bildiniz, hangi yaşın yolun yarısı olduğunun bilinemeyeceğini.
Bütün meyveler dallarından ayrılıyorlar. Dalındayken hakkı verilir hayatın!
Büyüklere özgü dalışımdan sıyrılarak çocuklara dönüyorum yeniden. Köşe kapmaca oynayan çocuklara katılmak, kısa vaktin hatırı sayılır bir kazancı olacak.
Saçlarının yarısıyla vedalaşmış bıyıklı adamın, oyunlarına girişini yadırgamıyorlar. Hoşlanıyorlar bile bundan.
O deli kan, gerçekten de duruluyor mu?

*Göç Vakitleri’nden, İstanbul 2012, 2. Bası, İstanbul