Çay Molası Deneme

Körlerin Maçı

Paylaş

Televizyonu açtım. Ekranda futbol maçı.

Türkiye ve Çin millî takımları salonda futbol maçı yapıyorlar.

Körlerin maçı bu…

Kenarından köşesinden az biraz görebilenler haksız üstünlük sağlamasınlar diye olsa gerek oyuncuların gözleri kapatılmış.

Nerede olduğunu bilemedikleri zaman topu arayışları hem gülümsetiyor hem de hüzünlendiriyor.

Kör kelimesini kullanmaktan kaçınmanın doğru olmadığı düşüncesindeyim.

Bedeninde organ eksikliği bulunan veya mevcut organından tam yararlanamayan kişiye bir ara özürlü deniliyordu, sonra engelli denir oldu. Her iki sözcük de sakat kelimesine karşılık gelir. Her söyleyişte görme engelli denilerek kör sözcüğü görmezden gelinmemeli. Dilin daraltılması yoluna gidilmemeli.

Ben körlerin ellerindeki bir çubuk yardımıyla Kızılay’da fink atışlarına hep hayranlık duymuşumdur. Nasıl oluyor da karşıdan karşıya geçebiliyorlar, yönlerini karıştırmıyorlar, doğru araca binebiliyorlar!

Müzik, edebiyat, resim gibi sanat dallarında başarılı olan çok sayıda sakat insan adı sayabiliriz. Örneksiz bırakmayalım: Türk saz şairi Âşık Veysel kördü.

Başarı ve başarısızlık herkes için. Gözleri gören futbolcularımız Londra Olimpiyatları’nda oynanan ayaktopu maçlarını televizyondan izlemekle yetinmek zorunda kaldılar; gözleri görmeyen futbolcularımız ise yine aynı yıl aynı şehirde düzenlenen Engelli Olimpiyatları’nda maç yapıyorlar.

Körlerin oynadıkları oyunun görenlerin futbolundan pek farkı yok. Top sürüyorlar, çalım yapıyorlar, nasıl beceriyorlarsa gol atıyorlar.

Görenlerin maçlarında olan şeylerden olmayanlar da var bu maçta.

Futbolcular kavga yapmıyorlar, tekme atmıyorlar, dalavere çevirmiyorlar, hakemin üzerine yürümüyorlar. Seyirciler de nezihler; küfür etmiyorlar, sahaya girmiyorlar, madde fırlatmıyorlar.

Sözün kestirmesi: Bu maçta çirkeflik yok. Demek ki seyredebilirim.

Sonuç bakımından ise görmeyen futbolcularımız gören futbolcularımızın izinden gidiyorlar bu maçta! Türkiye’nin gol atamadığı ilk devreyi Çin iki gol atarak bitirdi. Olsun, gerçekten spor yapılıyor.

Devre arasında oğlumu arıyorum. Sabah hastaneye gitmişti, işi bitti mi diye merak ettim. Baba diyor, insan hastaneye geldiğinde, başkalarına kıyasla önemli bir derdi bulunmadığını anlıyor, daha ağır durumdaki hastaları görünce kendi hâline şükrediyor.

Sözün geleceği yer şurası: En ufak bir zorlukta yılgınlığa kapılan engelsiz insanlar engellilerden ders almalılar. Bütün organları az veya çok iş görenler kendilerine gelsinler, hayatlarını yakınarak karartmasınlar.

Oğluma da bir ders çıktı: Bir arkadaşının dün yaptığı düzeysiz davranış yüzünden üzülmüştü, sinirlenmişti; Dünyada bunca sıkıntı varken başkalarının çiğliklerine, ucuzluklarına dertlenmenin, huzurunu bozmanın ne kadar yersiz olduğunu anlamış oldu.

Merak edenlere müsabakanın sonucunu veremeyeceğim. Çünkü mahallemizin elektriği kesildiği için ikinci yarıyı seyredemedim.