Kitap

Hû Konşu

Paylaş

Sevgili Ali Ömer Akbulut Asâ Kimin Elinde adlı eseri ile başladığı şiir sahasındaki kazı çalışmasına yine Şule Yayınlarının Poetika dizisinden çıkan Hû Konşu ile bu yorucu eylemi muhabbet deminde engin söyleyişiyle devam ettiriyor. Peşinen söylemek gerekir ki titiz bir zekânın, ince bir kavrayışın ve bitmek tükenmek bilmeyen bir gayretin ürünü olan bu eser, şiir alanında yapılan düşünsel tetkikin ürünüdür aslında. Bu kısa yazımda yazarın ne söylediğinden ziyade tam olarak yazarın ne yapmaya çalıştığını izah etmek istiyorum. Ancak bu şekilde yazarın ne söylemek istediğini ve eserin diğer poetik metinlerden farkını ortaya koyabilirim.

Yazar tıpkı bir arkeoloğun yaptığı gibi meşakkatli bir kazı çalışması serüvenini, başlangıçtan itibaren anlatmaya çalışıyor. Yazarın yaptığı işi arkeoloğunkine benzetmemin sebebi ise ikisinin de adeta iğne ile kuyu kazar gibi çalışarak gerçeği örselemeden gün yüzüne çıkarma gayretlerinin birbirine çok benzediği içindir. Arkeoloğu kazı alanına götüren önceden yapmış olduğu araştırma ve keşif faaliyetleridir. Önceki bilgilerinin ışığında bir öngörüye sahip olan arkeolog aynı zamanda kazı yapacağı alanı da daraltarak bulmayı öngördüğü şeyin yerini belirler. Bir nevi nokta atışı yapar. Kazı yapılan alanın her katmanında ele geçirilen, bulgular, şekiller, açığa çıkan izler gerçeğin yerini, derinliğini alanını da açıklar. Arkeolog ve yanında çalışanlar buldukları karşısında yaşadıkları hayret duygusu, onları daha titiz bir çaba ve gayrete sevk eder. Bu süreçte yaşanan her an onları gerçekle ilgili farklı bir bilgiye götürür. Böylece gerçek belirdikçe keşfedenler için yeni bir anlam alanı açılır.
Ali Ömer Akbulut da Hû Konşu’da yukarıda bahsettiğim o yorucu çalışmayı şiir alanında yapıyor. Edebiyatta şiirden söz etmek cesaret ister, bilgi ve birikim gerektirir. Şiirden söz eden her metne poetik metin diyemeyiz. Bunu bilerek söylüyorum zira şu günlerde o kadar çok poetik metin okudum ki bu metinlerde söz edilmeyen tek nokta şiir handiyse. Doğallıkla cevheri cüruftan ayırmak gerekiyor. Şiir gibi olan, şiire benzeyenle gerçek “şiir”i birbirinden ayırmanın yolunu, yöntemini de öğrenmiş oluyoruz eseri okuyunca. Değerli olan her şeyin birçok sahtesi üretilir. Bu şiir alanında da böyle.

Hû Konşu’da önümüze konan metinlerde insanın ontolojik anlamda yaşadığı düşünsel serüveni, temel sorularını şiir ve varlık bağlamında sorarak şiirin asli yurdunu belirlemeye çalışıyor yazar. Eserden küçük bir alıntıyla devam edeyim: “Şiir hakikati sunma cür’etine asla düşmez. İnsanı hakikatin eşiğine getirip bırakır. Şiir kendini geliştirmekten vazgeçip insanları kurtarmaya niyetlendiğinde olası ifade imkânlarını da yitirmiş demektir. Şiir dilin hattı içinde kaldıkça acz içinde olacaktır. Zira dilin gereksinimleri vardır. Dilin “kendi” gereksinimleri varken ondan hakikati söylemesini beklemek en hafif ifadeyle çaresizliktir.” Şiirden yola çıkarak hakikate, hakikatten yola çıkarak şiire varmaya çalışıyor.

Yazar odak noktasını hiç kaybetmeden sürekli bir dikkat halinde şiirin, dilin, düşüncenin, eşyanın asli unsurlarını belirleyerek bu unsurların üzerindeki tozları atıyor. Daha zoru ise zamanla gerçeğin üzerine yapışmış, onunla bütünleşmiş tortuları gerçeği örselemeden kırarak, kazıyarak gerçeği ortaya çıkarmasıdır ki Hu Konşu bu yorucu düşünsel çabanın örnekleriyle dolu nadide bir kitap. Zevkle okudum.

Edebiyat ortamı 73