Günlük

Günlerin Köpüğü 1001-3

Paylaş

Neco’ya Mektuplar, 1 Mayıs 2016 Salı

Son birkaç yıldır kitap toplamak huyu oluşmaya başladı. Cebimde üç beş kuruş olunca o sahaf senin bu sahaf benim gezip duruyorum. Bugün gözüme kestirdiğim ve uygun fiyata anlaştığım üç tane kitap için sahafa gitmiyorum ama sahafla buluşacağız.

Julvernsahaf’la mesajlaştık. Kitapları almak için Taksim’de buluşacağız.  Sonra 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı dolayısıyla Taksim’de buluşmanın sıkıntılı olabileceğini hesaba katarak buluşma yerini Eminönü Vapur İskelesi olarak değiştirdik.

Üç tane kitap getirecek: Sadece Ses Kalıcıdır (Füruğ), Seninle Ölmek İstiyorum (Ümit Yaşar Oğuzcan) ve Neco’ya Mektuplar (N. Abbas Sayar).

En çok “Yılkı Atı”nın yazarı hemşerim N. Abbas Sayar’ın Neco’ya Mektuplar’ını merak ediyorum. Bu merak olmasa peşine düşmezdim.

Ortaokul yıllarından beri bilirim Abbas Sayar’ı. Yozgat’ta Sayarlar Oteli, Saat Kulesi civarında ya da Cumhuriyet Meydanında zaman zaman yürüyüş yaparken görürdüm. Bazen otelde bazen de Yozgat Çamlık mevkiinde bir evde kaldığı söylenirdi o yıllarda. Elleri arkasında ağzında sigarasıyla yürüyüşünü hayal meyal hatırlıyorum. Ne çok şeyle uğraşmış sevgili toprağım? İlkokul öğretmenliği, gazete bayiliği, kitapçılık, çiftçilik ve matbaacılık… İstanbul’da öğrenciyken çıkarmaya başladığı (1947) kültür ve sanat gazetesi Bozlak’ı Yozgat’ta çıkarmaya devam eder. Bu gazetenin yayımını 1959’dan itibaren Bozok adıyla sürdürür. Gazetesinde kırk dört yıl başyazarlık yapar. İlk şiirleri 1947’de Gönül Sandalı adıyla kitaplaştırmış. En sevilen romanı Yılkı Atı, filme de alınmış. Sayar, Gönül Sandalı’ndan sonra şiirlerini Sereserpe, Gibi, Şey, Neco’ya Mektuplar ve İnilti adıyla kitaplaştırmış. Edebiyat yaşamına, 1946 yılında çıkardığı “Gönül Sandalı” adlı şiir kitabıyla adım atmasına rağmen gel gör ki romancılığı baskın çıkmıştır şairliğine, diyebilirim. Çünkü yazar, 1946’dan 1966’ya kadar altı adet şiir kitabı yayımladığı halde henüz yayımlanmış hiçbir romanı yok. Oğlu Ahmet Güner Sayar’ın bildirdiğine 1954 senesinde akşamları bir iki saat çalışmak kaydıyla Yılkı Atı’nı birkaç günde tamamlamış ama bu ilk romanı tam on altı yıl gecikmeyle, 1970’te yayımlanmış. Yılkı Atı’nın başarısıyla roman türünde önü açılınca da şairliğini gizlemeye başlamış. Uzun yıllar şairliği sadece Yozgat’ın dar ve kapalı muhitinde bir yârân halkası içinde bilinmiş ve sevilmiş.

***

Sen gel tam da iğdelerin çiçek açtığı zaman, “sessizliğin bilgesi” yazar, şair, ressam, gazeteci Abbas Sayar’ın 1959 yılında Yozgat’ta kendi matbaasında bastığı şiir kitabı Neco’ya Mektuplar’ı hem de imzalı İstanbul’da bir sahafta bul! Eminönü’nde teslim al ve Üsküdar vapurunda kapağına hayranlıkla bak dur. Biraz önce vapurda karşılaştığım öğrencim Sultan, benim bu hayranlığımı bir türlü anlamlandıramıyor, bakışlarından öyle anlaşılıyor. Buna nasip derler. Kitaptaki imzada “Değerli sanatkâr Mücab Ofluoğlu’na saygı ile. 28/3/959” notu yer alıyor. Mücab Ofluoğlu, uzun süre Muhsin Ertuğrul şehir tiyatrosunda oynamış bir sanatçı. Bir de Öztürk Serengil’in Adanalı Tayfur çıkışı Mücab Ofluoğlu’nun dublajı sayesinde olmuş.

Açık yavruağzı biraz kirli kapağı ile kitabı inceliyorum. Kitapta “Çoban Armağanı, Mektup, Çıkasıca Gözüm, Haydarpaşa Damgalı, Umut Göğün Maviliğinde, İki Düşüncemin Biri, Kilitleri Kırılmış Kapılar, Acaba, Kır Kuyusunda Halkalar, Üç Renkli Dünya, Senfoni, Sararan Otlar Arasında, İnceden İnceye, Avucumdaki Dünya, Tebliğ, Bana Oldu” adıyla on altı şiir yer alıyor. Şiirlerin ikisi hece ölçüsüyle on dördü de serbestle yazılmış.

Kısalığına aşkı sığdıran “Çoban Armağanı” şiirinin “Soğuk havalarda / Geliverince aklıma / Üşürsün diye / Seni düşünmüyorum” dizeleriyle açılan kitapta başlıca aşk, sevgili, gönül, gurbet, özlem, yalnızlık, kader, umut, rüya, bozkır ve eşya… gibi temalar işlenmektedir. Temalarını işlerken olumlu bir yaklaşım sergiler. “Mektup” şiirinde ta yıldızlardan sevgilinin gözüne bir ışık olarak ağmak, “Üç Renkli Rüya” şiirinde de bir yıldızdan sevgilisinin avucuna inmek gibi bir fanteziyi dile getirmektedir.  Gökyüzü, yağmur ve toprak Abbas Sayar şiirlerinin vazgeçilmezi. Bunlarla ilgili kelime ve kavramlar birçok şiirde birbirine bağlı olarak hayatın, aşkın, iyiliğin, saflığın, bereketin ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Abbas Sayar, kimi zaman Âşık Veysel’in sığındığı “sadık yar”i kara topraktan, bazen bozkırın bozlağından, hatta “Yozgat Sürmeli”sinden sesler taşır şiirlerine. Aşkı işlediği şiirlerinde sevgiliden vefasızlık görmüş; umutsuzluk ve yenilmişliğe düşmüş bir Abbas Sayar’la karşılaşırız. Kitabın son şiiri “Bana Oldu”da bu hislerini dile getirmektedir şair:

“Yarı kalan hikâyede
Olan bana oldu.”

Konuşma dilinin imkânlarından yararlanan şairin rahat ve tabii söyleyişi vardır. Yer yer yöresel sözcüklere de başvurmuştur duygularını anlatırken. Keşke dil ve üslûp konusunda daha titiz olsaydı romanlarından geri kalmazdı şiirleri.

***

Uzun bir aradan sonra, 1992 yılında yedinci ve son şiir kitabı Boşluğa Takılan Ses’i yayımlar. Bütün şiirleri 2002 yılında yayımcısı tarafından “Şiirler” adıyla toplanmıştır.

***

Köyde çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak toprakla uğraşmanın ne anlama geldiğini çok iyi bilirim. Abbas Sayar da yıllarca çiftçilik yapmış. Karasabanla karnını yarmıştır toprağın, tohumlar serpmiştir. Kim bilir, bazı bazı tarlalar arasına arklar açıp ekinlerini sulamıştır. Vakti gelince arpa çiçeklerine dokunmuş, boy veren göğ ekinlerin arasında dünya sevinciyle dolaşmıştır. Bazı günler yağmurlarda ıslanmış, çamurlara saplanmış ve güneşin alnında kavrulmuştur gezerken. Bir gün sarı başakların hasadını yapıp harmanını savurmuştur. Elleri arasında okşamıştır altın gibi kırmızı buğdaylarını. Helalinden kazanmanın sevinciyle ve emeğiyle terli yüzünü silmiştir. Soluğunu ya darı pazarında ya da buğday ofislerinde almıştır satmak istediği fazla ürünler için. Bir an böyle geçiverdi benden Abbas Sayar’ın çiftçiliği. Bir gün yolum Sekili’ye düştüğünde Abbas Sayar’ın ektiği tarlalara bakmadan geçmeyeceğim.

***

Hasan Ali Toptaş, keşke Abbas Sayar’ın ruhuyla daha öldüğü ilk gece saat 02.00’ye kadar Çamlık’ta şişe şişe rakı içeceğine “Abbas Sayar’ın cenaze törenine, çiçek diye efkârlı bir Yozgat türküsünü götürüyordum sanki” demekle kalsaydı. Hem buğulu kafasında “Çamlığın başında tüter bir tütün”ün hikâyesi büyüsünü de yitirmezdi!

***

Kitabın künye sayfasında “Ecel otursa başucumda / Aşkımı saklarım avucumda” dizeleri yer alan Abbas Sayar, şair Can Yücel’le İzmir’de aynı gün ve aynı hastanede 12 Ağustos 1999’da yeryüzü serüvenini tamlayarak; şimdi o, “boşluğa takılan ses”inin kanat çırpışlarıyla Yozgat’taki son istirahatgâhından “seyretmekte âlemi.”