Genel

Günlerin Köpüğü 1001-12

Paylaş

Bir İncelik, 23 Haziran 2017

Konya Lisesinin çalışkan edebiyat öğretmeni, yazar, şair dostum Raşit Keskin hocamın bayram arifesinde attığı tweet çok hoşuma gitti. Müthiş bir incelik:
“Evdeki kütüphanenin tozunu almak suretiyle kitaplarla bayramlaşmış bulunmaktayım. :)”

Vay ki Sahaflık, 24 Haziran, 12.33

Sahaflık artık böyle bir şey demek ki? 15 tl yazdığı bir kitabı sordum. Önce satıldı, yok dedi. Sonra fiyatını 45 tl yapıp var dedi. İnsaf!
***
Çok kirlendi dünya. Saflığın, hakkaniyetin, masumiyetin kısacası fıtratımızla gelen, iyi olan her şeyin, soluduğumuz şu siyah havada uçup gittiğini görmemek mümkün mü?
***
Bekleme beni Yozgat, İstanbul’dayım.

Müzmin Bekarlar, 13 Temmuz 2017 Perşembe, Zeyrek

Fatih Zeyrek’teyim. Bir kısmı taş, bir kısmı asfalt sokaktan geçtim. Kiliseden çevrilmiş Haliç’e hakim bir konumdaki Molla Zeyrek Camiinin arkasında çocuklar maç yapıyor. Cengizhan’la buluşamadık, ben de Zeyrek Kitabevine gidiyorum. Kolay buldum yerini. Namıdiğer Demir Sahaf’ın.
Dergileri kitapları inceledim. Tanıştık. İki saate yakın oturdum. Okuldan, kitaplardan, sahaflıktan konuştuk. Kitap bulmak eskisine göre zorlaşmış. “Eskiciler şehrin içinden taşındığından beri artık kitaplar evlerde, elde” dedi Necati hocam. Çay ve kek ikramı oldu. Akşam yaklaşırken ayrıldım.
Dönüşte ilk kez Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’nin türbesi önünden geçerken Zeyrek Kitabevinin sahibi Necati hocam, kısaca manzara karşısında kederini ifade etti. Ben bir an için Alileri karıştırdım. Aklım birden Ali Emiri’ye gidip geldi. Zembilli Ali Efendi’nin Bizans duvarları üzerinde talan edilen, yakılan evinin külleri ve boş arsası kalmış, onu gösterdi.
“İşte sepetini şuradan sarkıtıyormuş” dedi. “Bizans’tan kalma mı?” dedim, “evet” dedi Demir Sahaf Necati hocam. Yeniden görüşmek dileğiyle vedaşıp ayrıldık.
Benim aklım hâlâ Ali Emiri Efendi’de. Hafızamdaki Ali Emiri’yi bir daha tazelemek istedim? Hani şu kitap âşığı ve müzmin bekar olanında. Geçenlerde Twitter’da gezinirken de görmüştüm kitaba gönül vermiş meşhur müzmin bekarların adlarını.
Müzmin bekar, “evde kalmış” anlamında erkekler için kullanılan bir sıfat. Ama benim derdim edebiyatın hiç evlenmemiş Al Pacino’ları? Peki kitaplara dalmış, evde kalmış müzmin bekarlar, kimler, kimleri hatırlıyor, kimleri biliyorum?
İlkin, biraz önce sahafta hatıralarını okumak için bazı sayılarını incelediğim Diriliş dergisinin sahibi ve yaşayan büyük şair Sezai Karakoç geliyor, dilimin ucuna. Sonra “ayaklı kütüphâneler”den İbnü’l-Emin Mahmut Kemal İnal ve Ali Emîrî Efendi. Ama bu sonralara daha çok isim eklenebilir. Ahmet Hamdi, Sait Faik, Orhan Veli… liste uzar. Şu an hatırlayamadığım daha nice müzmin bekar var. Şimdilik “Ayaklı kütüphâneler”den Ali Emîrî Efendi’ye dair kısa bir iki not düşeyim. Birincisi daha önce birkaç kez paylaştığım ruh halimin yansıtıcısı “Sahaflardan geçmediğim gün, diyâr-ı gurbette bulunuyorum zannederdim.” sözü, ikincisi kitap için söylediği gazeli. Bunlar ile anmak bile onu tanımaya kafi. O gazelden bir beyit:
“Dilber-i nevhatta bakmam var iken hatt-ı sutûr
Yâr-ı cânımdır habib-i nâzeninimdir kitâb.”

Sesler, 17 Temmuz 2017

Vay canısını, bugün mezatta Sezai Karakoç’un Sesler’inin ilk baskısı hem de kapaksız, sırf imzalı diye 350 tl’ye satılmış.