Günlük

Günlerin Köpüğü 1001-10

Paylaş

Hangi İstanbul? 19 Haziran 2017 Üsküdar

Hani şair “Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu
Salıyı gösteriyor.” diyor ya, evet bugün pazartesi ve manzara salıyı değil içlerimizin acısını gösteriyor.

Mezattan kitapları aldım eve dönüyorum. Beşiktaş-Üsküdar vapurundayım. Kız Kulesine doğru bakıyorum. Şemşipaşa civarını görmek istemiyorum hani o malum konudan dolayı ama ne mümkün? Ben alışılmış haliyle, şair Ziya Osman Saba’nın Bıraktığım İstanbul’daki son haliyle özellikle de Necat Çavuş’un Anıt Öpüşler şiiriyle hatırlamak istiyorum. Ama dedim ya, ne mümkün?

Eve gidince, sadece İstanbul’u, denizi kucaklamamış, yaşadığı dönemin toplumsal çürüyüşünü, yozlaşan değerlerini sessiz bir hüznün ve ince bir kederin diliyle şiirlere ve öykülere dökmüş Ziya Osman Saba’yı yeniden okumalıyım.
Yeni sahille bu ceylan güzelliği perdeleme çalışması devam ediyor, betonlar içinde boğmak istiyorlar. Deniz tarafından bakıldığında bir ceylan silueti gibi görünen bu güzellik, kıyı ile ilişkisi betonlaştırılma yoluyla kesiliyor. Beton kafes içerisine alınıyor. Oysa yıllar öncesinden kalan bir fotoğraf karesinde gördüm, boğazın dalgaları doğrudan Şemşipaşa’nın duvarlarına vuruyor. Zaman şeridi içerisinde o doğal halini yok etmişiz, bu yetmiyormuş gibi yeni zamanlarda bir yığın kazıkları denize çakmışlar bile. Bu trajik manzarayı görünce güzel kitaplar almanın sevinci kursağımda kalıyor.

Ah Şemsipaşa, ah Kuşkonmaz! Bu ceylan gibi güzellik artık resimlerde kalacak? Makinaların homurtuları devam ediyor bu güzelliği avlamak ve yok etmek için. Av da biziz, avcı da! Kendi güzelliğimizin avcısı haline gelmişiz. Bu bir felaket! Bu felaket, oradaki mimari dokuyu bozarak yeniden düzenleme adına. Muhtemelen yakın gelecekte deniz yönünde kafeler, büfeler, dönerciler vb. yer alacak. Zaten günlerdir kıyı camii olan Şemsi Paşa Camiinin kıyı çizgisini değiştirip önüne kazıklar çakarak kıyı camii olma özelliğini bozacak çalışma hakkında yazılanları özellikle twitter’dan ilgiyle ve içim kanayarak takip ediyorum.

Öykücü Cihan Aktaş’ın ifadesiyle “Şemsi Paşa Camii felaketi için ayrıca ne söyleyebilirim? Siluetteki bozulma çoğu zaman içerilerde yaşanan bozulmanın bir yansımasıdır.” Eleştirmen Ali Görkem Userin‏ ise “Kız Kulesi Üsküdar’ın denizdeki simgesiyse, Şemsipaşa Camii de karadaki mührüdür. Ne denizle arası açılmalı ne de karayla.” diye duyarlılığını dile getirmiş. Capsleri ile efsaneleşmiş ünlü tarihçi İlber Ortaylı’nın tepkisi ise “Yaptığı Şemsipaşa Camii’ni bu hale getireceğimizi bilseydi bütün zamanların en büyük ustalarından Mimar Sinan bize eser bırakır mıydı acaba?” olmuş.

Salih Zengin‏’se başka bir açıdan yaklaşmış bu ucube çalışmaya “Bir sevgiye kazık nasıl atılır? Üsküdar’a bakın anlarsınız… Üsküdar’daki betonlaşmaya önce o belediyenin şiir gecelerinde boy gösteren şairler ses çıkarsın. Yoksa o beton platformda okursunuz şiirinizi.”

Ünlü senarist, yönetmen Semih Kaplanoğlu da bu çarpık düzenlemeden hareketle “Sadece Sinan’ın Şems’i Paşa Külliyesine değil, İstanbul’a, ruhumuza, ufkumuza bunu mu reva görüyorsunuz?” diye soruyor.

Bu kıyı düzenlemesi dedikleri yamuk çalışmayı görse, hani imzası ve mühründe “el fakir ül hakir Sinan” yazan Koca Mimar Sinan, düzenlemeyi yapanların yedi ceddi için ne derdi acep?

Son fotoğraflamalara göre Şemsipaşa Cami duvarları şimdiden çatlamaya başlamış.

Yapmayın bu ihaneti? İnşallah dipten vuran dalgalar bu projeyi yürütenlerin vicdanını da titretir:

“Kuşların bile kubbesine konmaya kıyamadığı esere beton mu konduracaksınız?”