Öykü Mahzeni

Gönül Kapıcı

Paylaş

Gönül’e Kapıcı soyadı, babasından yadigârdı. Babası, bindokuzyüzyetmişli yıllarda, Van’ın Muradiye’sinin adı değiştirilmiş; Mergi Ahmo iken Çayırlı Yol yapılmış köyden gelmişti bu şehre. Yedi çocuğu olmuş, ikisi yaşına basmadan ölmüştü. Beş çocuğun biri kız, dördü erkekti. Köyde tarlasına buğday eken, koyun besleyen adam, şehirde bir süre inşaatlarda çalıştı. Bel fıtığı kronikleşince yapamadı. Bir yakınının tavassutuyla İlker Yapı Sitesi’nin A Blokuna kapıcı oldu. Girişin altında, kömürlük olarak tasarlanmış iki odalı, izbe, karanlık ve rutubetli yerde yaşamağa başladılar. Çocuklar okumadı, ortaokul veya lisedeyken okulu terk ettiler. Kimisi otopark mafyasına karıştı, kimisi torbacı oldu. Babaları dindardı, çocuklar önce namazı terk ettiler, sonra orucu tutmadılar derken Cuma namazına da gitmemeğe başladılar; en sonunda, bir Ramazan bayramında bir araya geldiklerinde ateist olduklarını söylediler. Babaları ateizmin ne olduğunu bilmiyordu. Çok öfkelendi. Gönül’ün annesi rahim kanserinden öldü. Adam bir yıl dayanabildi; o da kalpten gitti. Gönül yalnız kalmıştı. Ağbileri ayda yılda bir uğruyor, ya kaçaklarla birkaç gün barınıyor veya yaralanmış kısa bir süre tedavi görmüşlerse iyileşene değin kalıyorlardı. Bir süre sonra öyle de uğramaz oldular. Gönül, tek başına apartmanın işlerine koşturuyor, akşam yorgunluktan bitap düşüyor, sürekli kolları ve ayakları ağrıyor, dayanılmaz ağrılarla gece yarısına değin uyuyamıyor, kıvranıyordu. Yöneticinin ısrarıyla doktora götürüldü. Kemik erimesi sorunu yaşadığı, özellikle ayaklarında ileri boyutlara gelmiş olduğu belirlendi. Ayak parmaklarındaki kemikler kaynamağa başlamış, hareket yeteneği azalmıştı. Kolunda kırıklar oluşmuştu, farkında değildi.

Gönül’ün çalışamaz hale gelmesi uzun sürmedi. İşine son verildi, eline tazminat adı altında azıcık para tutuşturuldu, evden çıkarıldı.

Kalacak yeri yoktu.

Güz soğukları başlamıştı.

Özellikle geceleri hava buz kesiyordu.
Çıkarıldığı gün otogara gitti, bir otobüse binip nereye giderse sürüklenecekti, olmadı; geceyi bekleme salonunda geçirdi.

Oturmak için banklar vardı, çoğu evsiz birkaçı yolcu, daha çok erkekler altlarına karton ya da battaniye sererek uyuyordu.

Kenarda bir banka ilişti, mantosunu üzerine örttü, ağrılar içinde uyumağa çalıştı.

Artık yeni evi burasıydı.

Geceleri bekleme salonunda uyuyor, gündüzleri otogarın çeşitli yerlerinde vakit geçirmeğe çalışıyordu.

Apartman yönetiminin eline tutuşturduğu bir avuç para çoktan tükenmişti.

Dilenmeye utanıyordu başlangıçta, onu da aştı, bir köşeye çöküp mendil açtı ilkin, zamanla, “Allah rızası için…” demeye başladı.

Ağrılardan duramıyordu.

Sigortası yoktu. Olsa da kendi başına hastane köşelerinde koşturacak halde değildi.

Kış çok zor geçti.

Cemrenin toprağa düştüğü günlerde iyice fenalaştı. Doğa yeniden uyanıyor, Gönül Kapıcı derin ve belirsiz bir uykunun kollarına bırakıyordu kendini.

Bir gün dilendiği yere kadar yürüyecek takati de kalmadı.

Yattığı yerde üç gün boyunca uyukladı.

Yan banklardan birilerinin verdiği açmayı çiğnemeğe mecali kalmadı.

Bir Cuma gecesi ağrılardan ve bitkinlikten bayıldı, sabah uyanamadı.

Bir evsiz otogarın güvenlik görevlisine haber verdi.

Üzerinden kimlik çıkmadı.

Kimsesizler mezarlığına gömüldü.