|
| Dergibi E-Posta Grubu'na üye olun! |
| Aramıza katılmanız bizi mutlu edecek. |
|
 |
|
Bilincin Aktığı (Geleneksel) Yataklar
Sadık Yalsızuçanlar yazdı. 26.03.2008
Modern edebiyatta beliren bir ‘teknik’ olarak ‘bilinçakışı’nın, geleneksel ‘metin’ler için söz konusu edilmesinin tuhaflığı ortada. Ne ki, bir zihin alıştırması olarak, böylesi bir işlemin bize, bilinçakışı değilse de, bilinçüstü veya bilinçdışı alandan geçen kimi geleneksel anlatıların söz konusu edilmesinin, sorunun farklı bir açıdan tartışılmasına imkan verebileceğini düşünüyorum.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
“Fakirin çorbasını unutma!”
Yulun Eke yazdı. 02.01.2008
Sadece ‘gerçek’ sanatçılar oynar, diğerleri rol yapar. Oynamak ile rol yapmak arasında bir ayrım yokmuş gibi düşünülebilir, biz böyle bir ayrımı öngörerek devam edeceğiz. Yaygın kullanımda bile ‘rol yapmak’ olumsuz bir anlamla ifadesini bulur. Oynamak ise daha çok bir uğraşın icrasını bildirir.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Öykü ve Gelenek
Sadık Yalsızuçanlar yazdı. 21.11.2007
Modern öykü’nün onunla başladığını söyleyenler, Ömer Seyfeddin’in bir ‘melami’ olduğunu pek bilmez. Melametiyye, sadece Hakk’ı gözetmek, halkın gözünde rezil olmaktan çekinmemektir. Sufi ahlakının ileri bir düzeyi olan bu tutuma Ömer Seyfeddin’in hangi ‘tarik’lerden geçerek ulaştığını ayrıntılı olarak bilmiyoruz. Ama hakkında yazılanlar aynı zamanda onulmaz bir ‘melankolik’ olan yazarın dilinin sadeliği ve içtenliği konusunda hemfikirdirler.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Kovulmuşların evi
Sadık Yalsızuçanlar yazdı. 29.10.2007
‘Arastanın Son Çırağı’ Ali Ayçil, ‘usta’laşma tehlikesine düşmeksizin, kendisini artık iyiden iyiye hissettiren ‘üslub’u ile, şiirsel denemeler/öyküler yazmayı sürdürüyor. İyi ki sürdürüyor, biz de böylece, lezzetli bir Türkçe’nin içinden geçerek kendini, dolayısıyla bizi dile getiren samimi düşüncelerle karşılaşıyoruz.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Barışı küse ver; şefkate cesaretin var mı?
Ali Ömer Akbulut yazdı. 24.09.2007
Sadece insanın olduğu yerde “barış” vardır. Bu cümlenin tersinden okunuşunun içinde kaybolmadan insanı tutup çıkarabildiğimizce “insanlık” ya da “insanca” mümkün olabilecek ve barış görülebilir olacaktır.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Kirpi’yi özlemek
Sadık Yalsızuçanlar yazdı. 09.06.2007
Yeni bir yayınevi ve bir ilk ‘roman’: Romanevi ve Kirpi. Özellikle tırnağa alıyorum zira, romandan ziyade ‘anlatı’ aslında. Öykü, hikaye, menkıbe, hatta ‘efsane’, masal da denebilir Kirpi’ye. Gerçeğin ta kendisi, gerçekten daha gerçek de denebilir.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Çağın ufkunda duran adam
Yunus Nadir Eraslan yazdı. 18.01.2007
“Sanat, şüphesiz insanın geçimini ve üremesini sağlayan faaliyetlerin üstünde, gaye olmaya daha yakın bir mahiyet taşımaktadır. Ama Tanrının sanatı önünde insan sanatı fazladan olarak bir şey getirecek değildir. İnsan bizzat kendisi Tanrının eşsiz sanatından bir örnektir. İnsan sanatı tanrının sanatının gönüle vuran yankılarından doğmakta, onun tükenmez kaynağından beslenmektedir. Tanrının sanatına ermeyen insan veya sanatçının kalıcı bir sanat eseri bırakmasına imkân yoktur.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Beyne’n nevm ve’l “yakaza”
Yunus Nadir Eraslan yazdı. 05.11.2006
Sadık Yalsızuçanlar’ın “Yakaza” romanına ilişkin şimdiye dek yapılan eleştirilerde eseri kalıplaşmış bir roman anlayışıyla değerlendirmek isteyenlerin düştüğü yanlışları görmüş, gençliğinin bir bölümünü roman okumalarına hasretmiş biri olarak, yazarın esere ilişkin açıklamalarını da dikkate alıp “içsel söyleşi”, “gerçeklik” ve “kurgu” mihverinde konuyu sınırlı tutarak yazdıklarımın ”Yakaza” için bir eleştiriden ziyade söylenenlere şerh olarak kabul edilmesini isterim.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
Hem Evliya, Hem Çelebi; Hem Şair, Hem Nasir
Mustafa Oral yazdı. 17.10.2006
Hüseyin Akın şair ve yazar. Kırk bir yaşında. Şiirler söylüyor, nesirler yazıyor. Dört şiir kitabı yayınlanmış şimdiye kadar: Sevmek, Karanfil ve Kiraz, Ay Tanığım Olsun, Çöl Vaazları, Kumaştan Çalan Terzi. Denemelerinin bir kısmını birkaç yıl önce “Deneme, Yanılma” isimli kitabında toplamıştı.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
‘Siyah Örtülü Kadın’ın Yaktığı Ateş : Mazhar Alanson
Sadık Yalsızuçanlar yazdı. 13.08.2006
Bilgeler bilgesi İbn Arabi, Arzuların Tercümanı’nda şöyle der : ‘Hangi güzelden söz ettiysem hep Sen’in güzelliğinden kinayedir/Hangi evi anlattıysam hep Sen'in Beyt’inden söz ediyorum.’ Mazhar Alanson’un ‘Yandım Yandım’ını ilk dinlediğimde bu dizeler gelip konmuştu zihnime.
• Ayrıntılar için tıklayın!
|
| |
"Kırk Gri Hırka" kırkı da gri hırka
Cahid Efgan Akgül yazdı.
Bu yazının başlığını "bir şairin öyküleri" de koyabilirdim. Çünkü Kırk Gri Hırka adı şaire çıkmış (sitâyişkârâne söylüyorum) güzel bir adamın öykülerinden oluşuyor. Suavi Kemal Yazgıç'ı şair kimliğiyle kanıksamışlardanım. Sebepsiz Serçe'de çok güzel şeyler söylüyordu Yazgıç. En sevdiğim şiirlerinden biridir "Sessizliğin Kıyısında". Devam >>
Yunus'un Hemşehrisi Bir Şair Mustafa Özçelik
Metin Önal Mengüşoğlu yazdı.
Gül ve Hançer. Mustafa Özçelik'in sofrasında muhteşem, cömertçe bir ziyafet. "Kaygısı hakikat, işi güzellik, görevi sorumluluk" olan şair "kimin beni şair saydığının önemi yok. Yeter ki sözüm, yüzümü iki dünyada ak ede..." diye başlıyor sofra duasına. Yunus'un hemşehrisi demiştim. Bence Gül ve Hançer'le birlikte Yunus, Mustafa Özçelik ismiyle yeniden aramızda. Gelin bunun kıymetini bilelim. Devam >>
Fantastik Çağ ve Onun 'Heybe'si
Mustafa Uysal yazdı.
Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi geçen yüzyılın içinde kaleme alınan eserlerden sonra Amerikan sinemasının da etkisiyle fantaziya, daha fazla hayatımıza girdi. İnkılap yayınlarından çıkan Bahiyyih Nakhjavani'ye ait olan "Heybe" "The Saddlebag" adlı eser zannederim önümüzdeki zamanlarda, Simyacı kadar olmasa da, epey revaç bulacak. Devam >>
İnsan insanın Yaşar Kurt'u olsaydı...
Sadık Yalsızuçanlar yazdı.
Doksanlı yılların ilk çeyreğinde yirmi yaşını idrak etmiş her üniversitelinin volkmeninde dönüp dururdu Yaşar Kurt.'Hırsızlar dolaşıyor hırsızlar / para koyarlar cebine ruhunu çalarlar oğlum senin' diye bağıran bu adamı doksanlı yıllar fena halde haklı çıkardı. 'Plastik bunlar / yaşamıyorlar / üstüne sürerler pisliklerini / artıklarını sarkıklarını / anasını satarlar melodinin melodinin melodinin melodinin dinin dinin dinin'... Devam >>
Odaya Açılan Pencere; Nesnevî
Ali Ömer Akbulut yazdı.
İnsanın ayırdedici vasfı nesneleri isimlendirmesidir. Ademoğlu 'eşyanın isimlerini haber vermek'le varoluşunun kesin kanıtını göstermiştir. Nesnelerle ilişkisinin biçimi insanı belirler. Nesnelerin doğru isimlendirilmesi insani varoluşun temelidir. Şiir sözcükleri önce tahrip eder; alışılmış/bozuk kalıplarından, konuşmanın sığlığından kurtarır onları ve kendi gerçekliklerinin katına ulaştırır. Devam >>
Bana müsaade, abiler!
Ali Ömer Akbulut yazdı.
'Parasız yatılı' kopil denize ilk 'çırılçıplak' girmiştir ve böyle başlamıştır 'sivil'liği. 'Denizkızı Eftalya' orada gülümsemiştir. Daha su yüzüne pek çıkma ğereği duymayan memleketin gizli sahipleri kara kapkara 'denizaltılar'a orada vurulmuştur.
Daha orada 'denize atılmış şiir'i; 'şiirin deniz kıyısındaki sesi'ni duymuştur. Bu arada "Missouri zırhlısı Türkiye'yi özellikle Şiir'i ve Resim'i tam da ortadan ikiye bölmüştür! Devam >>
Kalbe Açılan 'Cümle' Kapısı
Ali Ömer Akbulut yazdı.
'Yaptığınızın doğru olduğuna inanıyorsanız adını söylemelisiniz.' Seyr ü sefer isimleri öğrenmekle başlar. Dilin içindesinizdir; korunup sığınacağınız yegane barınaktır Dil. İçiniz sıcak bir nefes olur akar dışınıza,dışınız serinletici bir soluk olur akar içinize. Siz siz olursunuz;şeylerin uğultusu,gürültüsü kapayamaz yüzünüzü,'yüzünüze yerleşirsiniz'. İsimlerin en seçkin parçası insandır çünkü. Devam >>
Daha fazla eleştiri için arşivimizi ziyaret ediniz.
|
 |
Alexa Rating
|