Anlatı

Dağların Toplantısı

Paylaş

Bir şeyler olacaktı bu gece anlamıştım. Uyumadan önce tuhaf ürperişler vardı kalbimde. Adına korku diyemiyordum, sevinç diyemiyordum. Sadece o tuhaf ürpertiler ve o dayanılmaz heyecan… Kalbim; bir yandan tavuskuşu kanadının zarif tüyleri hafifliğinde, bir yandan ise gök cisimlerinin ürkütücü ağırlığındaydı. Coğrafya öğretmenim ülkemin genel coğrafyasını anlatmış ve bilgelik üzerinde durmuştu uzun uzun. Bense anlamadan dinlemiştim. Ama tuhaftır söylediklerinin hiçbirini unutmamıştım. Garip olan da buydu zaten. Gündüzün koşuşturması, artık bana heyecan ve iyimserlik vermeyen televizyon haberleri, babamın kaygılı yüzü, annemin tedirgin şefkati, arkadaşlarımın bazen anlamsız gelen çılgınlıkları kısacası herşey belleğimde silik çizgilere dönüşmüştü. Sadece şaşılacak bir biçimde coğrafya öğretmenimin iki kelimesinin nabız atışlarını hissediyordum: coğrafya ve bilgelik!.. Öylece uyumuşum…

& & & & & & & & & &

Hangi rüya kulakları sağır eden bir gürültüyle başlar? Benim rüyam öyle başlamıştı. Ne dayanılmaz bir korkuydu içimde büyüyen! Bir kere devasa bir at yılkısının akması gibiydi güzel Türkiye’min dağları. Himalayalardan kıvrılarak gelen Kuzey Anadolu Dağları Karadeniz kıyılarında uzanmaktaydı. Alp’lerin kıvrımlarının son uzantıları ise Akdeniz kıyılarında nöbete durmuş ak toynaklı at yılkıları gibiydiler. Ve koşuyorlardı… Bildiklerim çok uzak geliyordu aklıma. Uzak Çin ve Hint diyarlarındaki Himalayalar da Avrupa içlerindeki Alp Dağları da ülkemin iki tarafında sonlanmaktaydı. Adeta iki kıtanın da birleştiği, iki kıtanın da sahip olduğu en değerli toprakları işaretlemekteydi. Apaçık bu toprakları korumaktaydılar. Tek başına Himalayalar anlamsız, yoksul ve bahtsız; Alp Dağları ise zayıf, küçük ve geleceksizdiler… Koca Kaçkar Dağı haykırdı birden: ‘Himalayaların son ve cesur yılkısı benim himayemde birikti burada!’ Bolkar Dağı Medetsiz Doruğu, Aydos Tepesi Alp Dağlarına hükmetmek isteyen doru atlar gibiydiler. Türkiye’min çevresini saran bu şahlanmış atlar gibi sıradağlar neredeyse ülkemin her tarafını görünür kılmışlardı benim için.

Şehirlerdeki ümitsiz ve tedirgin anne babaları, korkan çocukları, yoksul insanları, kirli metropolleri, kuraklaşmış cılız köyleri hatta geleceksiz köy çocuklarını görüyordum. Öylesine yukarıya çıkartmıştı ki beni Kuzeyin ve Güneyin Sıradağları, Türkiye’min dışını da seçebiliyordum. Örneğin; hemen eşiğimizde Güneyimizde ateş toplarının lavlarında cayır cayır yanmaktaydı insanlar. Çatımızdan bir buzul kütlesi tam tepemize doğru inmekteydi. Buzların arasından doğalgaz uçuşmakta, petrol sızmaktaydı. Çepeçevre öldürücü nükleer tehlikeler sökün etmekteydi. Henüz ülkemi ve dünyayı zirvelerden seyredememiş küçük insancıklar korku içindeydiler. Küçüklüğün verdiği akıl darlığı, kalp zayıflığından acılar çekmekteydiler. Kimi sefaletle çılgınlıktan, kimi asaletle yılgınlıktan koşuşturan kalabalıklardan çığlıklar, hıçkırıklar yükselmekteydi. Besbelli zor zamanlar yaşanıyordu köyümüzde, şehrimizde, ülkemizde…

İşte rüyam böylesi bir yükseklikten Ülkemi seyrederken eşzamanlı olarak duyduğum mahşer sayhası seslerle başlamıştı. Kulaklarımı sağır eden ve kalbimi yutan bu seslerle irkilmiştim, korkmuştum. Önümde adeta koşmaya başlayan dağ yılkıları da irkilmişlerdi dehşet içindeydiler. Öyle bir titreme olmuştu ki; dağlar da, eteklerindeki köyler de sarsılmış, ovalarındaki şehirlerde yıkıntılar oluşmuştu. Hatta yaslanacak dağı olmayan beldeler yıkılmıştı bu sayha ile. Dağlardaki korku yerin içindeki fay hatlarını da hareketlendirmişti. Depremler birbirini izlemişti. Sanki felaket günleri daha da ağırlaşmıştı…

Bir süre sonra; küçük dağların konuşmalarını duyar, daha doğrusu anlar hale gelmiştim. Bütün dağlar ne olduğunu soruyorlardı birbirlerine… Bozdağ zirvesine nişan vurmuştu yamacındaki Birgi Dede’nin bilgeliği adeta. En uzak mesafeden Bozdağ açıklamıştı korkutucu sayhayı: ‘Büyük Ağrı Dağı toplantıya çağırıyor bütün dağları!’ Sonra Kuzey ve Güneyin sıradağlarının zirveleri ve dorukları hizasında bütün dağlar Büyük Ağrı Dağına yönelmişlerdi. Artık titreme sarsılma irkilme yoktu. Sadece ciddiyet ve ağırbaşlılık vardı. Hatta iç hattın volkanları bile sessizdi. Zaten eski ve büyük bir volkan geçmişi vardı Koca Ağrı’nın. Yaratıcı onu en yüksek zirvede en güçlü volkanik yapıda yaratmıştı…

Dilim aklım ve heyecanım tutulmuştu. Sadece dağların konuşmalarını algılayabiliyordum…

Büyük Ağrı Dağı:

– Ey bu ülkemin Yüce Dağları! Toroslar; Beydağları, Geyik Dağları, Koca Bolkar ve Tahtalı Dağları! Denize hançer gibi saplanmış Ege Dağları; Madra, Aydın, Yunt, Menteşe ile ardlarındaki Türkmen ve Emir Dağları! Susturulmuş volkanlar; Uludağ, Karacadağ, Hassa, Kula aynı tabiatta yaratıldığımız Tendürek, Nemrut, Süphan Dağları! Ulkemizin harimi Erciyes, Melendiz, Hasandağ’ı, Elmadağ, Akdağlar, Tecer, Aladağlar! Ey Cilo Dağı, Munzur, Palandöken, Bingöl, Allahüekber Dağları, Başet, Keşiş, Murat ve Mengene Dağları! Ikizim Küçük Ağrı Dağı!..

Toplanın ve gelin büyük toplantımıza! Karları azalmış doruklarınızı eğin saygıyla, yamaçlarınızı toparlayın, yaylalarınızı da çağırın peşinizden! Ovalarınızın susuzluk şikayetlerini kesin, ümitsizliklerini durdurun! Gelin buraya!..

Küçük Ağrı Dağı:

– Kardeşliğimle sesleniyorum ey Büyük Ağrı! Niye çağırıldık böyle? Niye zelzelelere neden olduk? Niçin biz? Niye ovalar akarsular değil? Ve niye sendeki bu azamet? Bu siddetli ses neden?

Süphan Dağı:

– Sus ey Küçük Ağrı! Koca Ağrı Dağı kuşkusuz bir önemli iş için görevlendirilmiş olmalı. Kardeşini tanıyamamışsın. Büyüklüğü, çağrısındaki kesinlik ve sayhasındaki şiddet görevli oluşundan.

Toros Dağları (Hepsi bir ağızdan):

– Süphan Dağı doğru söyler. Koca Ağrı dağı hiçbir zaman böyle olmamıştı. Kaldı ki büyüklüğünün bir nedeni zirvesi ölçüsünde şefkati ve ağrıları değil midir? Yamaçlarındaki dağlar ile dağların ovalarındaki dertlerden çektiği ızdırapları değil midir? Kaldı ki O’dur halka halka uzanan sıradağların, susturulmuş volkanların, yalnız zirvelerin koruyucusu ve bağlayıcısı… Doğu ile Batının gorülebildiği en yüksek zirvedir. Bu davranışı yüklendiği sorumlulukların ağırlığından ve durumun gereğindendir kuşkusuz.

Karacadağ ve genç Kula volkanları:

– Bizlerin volkan kaynamalarına karşı mıdır acaba bu tutum? Halbuki bizler yaşlı ve genç volkanlar olarak zarar vermedik bu topraklara aksine bereket getirdik!

Uludağ:

– Zirvem kadar büyük ovam var. Niye sadece dağlar çağırılıyor bu toplantıya? Bunun da nedenini bilmeliyiz hepimiz.

Büyük Ağrı Dağı:

– Dağ kardeşlerim susun! Bilgelik dinlemekte, anlamaktadır. Suskunluk içinde söylemekte, söz içinde dostu konuşturmaktadır.

Bilir misiniz, büyük görevler için yaratıldık. Yeryüzünü sabit tutan direkleriz. Irmakların su hazineleri ve toprağın besleyicileriyiz. Dünya üzerinde volkanlar bizim yüreğimizden fışkırır, şehirler korunsun diye. Üstelik volkanların lavları bizim yamaç ve ellerimizde soğutulur. İnsanlara kıymetli granit taşlar, zengin mineralli bereketli ovalar olarak sunulur.

Bilir misiniz, bizim kaynaklarımızdır Fırat’ın, Dicle’nin ve nice nehirlerin su hazinesi… Kayalarımız parçalanır rüzgarla, suyla, binbir acıyla, şefkatle ve ovaların sinesine dökülürler de toprak olurlar. Halbuki insanlar taş sanır kayalıklarımızı!..

Daha da önemlisi, en önemlisi, bugün için bizler – her zamankinden daha fazla- bu güzel ülkenin muhafızlarıyız. Unuttunuz mu?

Kıyı Ege Dağları:

– Evet, Büyük Ağrı Dağı doğru söyler… Bizler muhafızlarız. Birer hançer gibi saplanmışızdır denize. Yamaçlarımız ipeksidir, yaylalarımız insanımıza serindir. Ama doruklarımız korku verir düşmana…

İç Ege Dağları:

– Ve kıyılardaki keskin kılıçlı dağ kardeşlerimiz yalnız değildirler kesinlikle. Arkalarındaki geniş ovalarda dost kaleleri gibi yükseliriz. Derin vadilerimiz insanımıza bereket getirir, düşmanları ürkütür. Adımız Türkmen’dir Emir’dir.

– İç Anadolu Dağları: Biz de dost kaleleriyiz bu Ülkenin. Adımız Erciyes’tir, Melendiz, Hasandağ, Karacadağ, Karadağ, Elmadağ, Akdağlar, Tecer her ne olursa olsun aynıdır doğamız. Şefkatle koruruz ülkemizin kalbini…

– Kuzeyin Sıradağları: Karanın zenginliğinizi barındırırız içimizde. Yeşilin güzelliğini sermişizdir yamaçlarımıza. Sislerimiz yağmurlarımız bereketimiz hediyedir insanımıza. Karadenizin dalgaları ne denli şiddetliyse bizim de o denli zirvelerimiz yücedir, doruklarımız keskin: kalplere korku yerleşmesin diye.

– Güneyin Sıradağları: Ak toynaklı zirvelerimiz yansır Akdeniz’e. Ülkemizin nişanını vurur suya. Türkmen boyları yaylalarımızda türküler yakmıştır özgürlüğe. Gençlerin yüreğine dolmuştur Pozantı seheri. Beydağ’ından Bolkar’a yüceliğimizin şiddeti düşmana, şefkati insanımızadır.

Doğu Anadolu Dağları:

– Büyük ağabeyimiz Büyük Ağrının yanındayız. Bir yanımız Anadolu yaylalarına, bir yanımız ‘seccade Acem mülküne’ bakar. Karlarımız hala şehit kanıyla yağar Sarıkamış acısından bu yana. Aklımız ‘Büyük Ağrı’dır, elimiz ‘Mengene’, ‘Murat’ı muradımıza nişan etmişizdir. Nazlı Dicle, gür Fırat, deli dolu Aras kızlarımız, namusumuzdur. Harran Ana emanetimizdir. Yüreğimiz, Anadolu yüreğinin bir yanıdır. Asaletimiz ortak alınterimizdir. Sağ ve sol yanımızdadır Kuzey’in ve Güney’in Sıradağları. Istrancalar Avrupa yakasındaki kardeşimizdir.

Büyük Ağrı Dağı:

– Dağ kardeşlerim ne güzel tanıttınız kendinizi. Bütün yeryüzünün huzuru, sağlamlığı, istikrarı dağlara emanettir; bilirsiniz. Bu güzel ülkenin dağları, yeryüzü dağlarına rehberdir, dosttur, anadır. Tıpkı Anadolu gibi Anadolu’nun insanı gibi… Benden daha yüksektir Everest. Ama aklı bendedir. Zirvesi daha ihtişamlıdır, ama bilgeliği bendedir. Anadolu’nun küçük tepelerine bile büyük sorumluluklar yüklenmiştir. Öyle ki; yumuşak taşları olan Nevşehir dağcıkları, zamanın zayıf ve mazlum insanlarını koskoca Roma ordularından korumuşlardır. Çok yüksek olmayan Söğüt ve Domaniç Yaylaları, büyük ve adil bir dünya imparatorluğuna kundak olmuşlardır.

Bütün dağlar ve yaylalar:

– Evet, evet doğru söylüyor Büyük Ağrı. Çok doğru ve bilgece konuşuyor.

Büyük Ağrı Dağı:

– Ancak bu büyük sorumluluğun bir bedeli de var. Bundan iki yüzyıl öncesinde dünyanın zalimlerinin güçlenmesiyle dört tarafımızdan ateş düştü. Kılıç indi bağrımıza. Yamaçlarımızdaki tabyalar şehitlerimize ebedi hane oldu. Sen söyle Allahüekber Dağları, koynundaki 90 bin şehidi söyle! Yiğit Erzurum yaylası, Nene Hatunları anlat! Canımıza, ülkemize, insanımıza kötü niyet besleyenler İç Anadolu’ya kadar sıralanmış dağları aştılar. Sonra Kuzey’in Güney’in Doğu’nun Dağları koştular düşman üstüne. Direnen tepeler; İç Anadolu, Ege dağları düşmana mezar, şehitlere giysi ve ülkeye koruyucu duvar oldular… Özgürlük doruklarımıza taht kurdu yine: huzur yamaçlarımıza, ovalarımıza ve şehitlerimize…

Bir süre huzur içinde yaşattık vatanımızı. Ama şimdi yine daraldı ateş çemberi yağız dağlarım. Güneyimizde ateş topları, Kuzeyimizde buz kütleleri birikti. Hangi dağımız yoktur ki, gölgesindeki insanlarda tedirginlik olmasın! Ümitsizlik olmasın! Korku olmasın!

Reşo Tepesi:

– Doğru derim. Zirvemin gölgelerinin uzandığı yerler hep ateş içinde. Dostlar zayıf, düşmanlar güçlü ve hainler cesur…

Aladağlar Kaldı Doruğu:

– Yamaçlarımdaki insanlar tedirgin ümitsiz…

Bitlis Dağı Murat Dağı:

– Fakirlik var, cahillik var. Dertten acı akar derelerimiz. Keder kar oldu zirvelerimizde.

Istrancalar:

– Artık yetmiyorum devasa şehirlere: suyum yetmez oldu, yüreğim yetmez oldu. Zenginlik hırsı, değerler çürümesi neredeyse zirveme ulaştılar…

Beydağlar Kızlar Sivrisi:

– Deniz yanımda insanım değil, başkaları tadar güzelliğin lezzetini. Toprak yanımda masumiyeti kadar ezginliği yaşar insanım. Hüzünler içinde kalırım bana öykünmeye çalışan beton binaları görünce.

Yalnızçam ve Çakırgöl Dağları:

– Kendimizi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik. Yaylalarımız kıymetlendirilmiyor. Yollarımızda yalnızlaşmış çocuklarımız var. Yoksulluk kollarında bilezik kızlarımızın, delikanlılarımızın.

Tendürek Dağı:

– Ah yoksulluk ah…

Büyük Ağrı Dağı:

– Dağ kardeşlerim hepinizin konuşmasına gerek yok. Zirvemden bakıldığında her yerde bir dert var. Evlerin ortasına düşmüş ateşler var. Yüreklere akmiş karanlıklar var. Ve akıllara girmiş ayrılıklar… En kötüsü de, artık heyecansız, ümitsiz, değerinden habersiz insanlarımız var. Ve koruduğumuz topraklara yaklaşan tehlikeler var…

Bütün dağlar:

– Peki ne yapalım ey Koca Ağrı. Birşeyler söyle bize…

Büyük Ağrı Dağı:

– Biz ki kardeşlerim, yüzyıllarca bu toprakları koruduk. Avuçlarımız Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’i sardı. Bağrımız, ülkemizin bağrına siper oldu. Daha da ötesi, zirvemizin gölgesi nereyi tutuyorsa o beldeleri de vatan kıldık. Huzur, adalet, barış ve zenginlik getirdik dörtbir yanımıza. Ruh verdik heyecan verdik… Bugün hepimizin içerdiği anlamları yeniden hatırlama ve yüklenme zamanıdır. Yüksek sorumlulukları hissetme günüdür.

Dik tutalım zirvelerimizi bu toprakları korumak için!

Bereketli olsun yamaçlarımız, ovalarımız zenginlik için!

Serin ve şefkatli olsun yaylalarımız: açan çiçekler ve koşan çocuklar için!

Geçitlerimiz dosta açık, düşmanlara kapalı olsun!

Kar dolsun zirvelerimiz, bereketi ve bolluğu ovalarımıza aksın! Fırtınalar bizde durulsun, köylere şehirlere meltemler essin!

Biz yine taşlık bağrıyanık yavuz çehreli kalalım, sinemizde hazineler açılsın!

Karadeniz’in karası yeşile, Akdeniz’in tuzu berekete, zenginliğe ve lezzete dönşüsün!

El verelim bu topraklardaki her dağa, her yaylaya. Her dağ Ağrı, her yayla Söğüt olsun!

Kızlarımız nehirlerimiz, oğullarımız ormanlarımız, analarımız Çukurova olsun!

Küçücük çocukların gözleri zirvelerimizce büyük hedeflere baksınlar! Yürekleri dağ iradeleri doruklarımız olsun!

Haydi inelim yüksek tahtlarımızdan çocuklarımızın yüreklerine girelim!

Yol gösterelim ki; şehirlerimiz, gölgelerimizin bittiği yere kadar büyüsünler! Gölgelerimizin bittiği yerde Fırat, Dicle, Aras ve Meriç kızlarımızı izlesinler! Bittiği yerde okyanuslara yol bulsunlar Akdeniz’den!

Daha da ötesi; ben ki kardeşlerim, hep ardımı gördüm bin yıl; bin yıl da önümü… Şimdi dört bir yanımı görmekteyim. Şimdi dört bir yana dökülüyor gölgem. Yeni doğan çocuklara gölgemi anlatın, çabuk büyüsünler diye! Ve gerçekten büyük olsunlar diye!…

Ve bu çocuklar yıldızları işaret eden zirvelerimizi, şehirleri barındıran yamaçlarımızı, asker ruhlu doruklarımızı okusunlar!

Büyüklük yarışına girmeyin sakın. Bizim için en küçük bir tepe bile dağdır, dağ olmalıdır cunku. Unutmayın!

İşte şu küçük çocuk – Büyük Ağrı kayalık bilge parmaklarıyla beni göstererek- toplantımıza geldi bu gece. Konuşmalarımıza tanık oldu. Söz verin yüreği üzerine! Yüreğini Yaratan’ a söz verin!

Bir dayanılmaz ses yükseldi birden: ‘Söz veriyoruz Büyük Ağrı söz veriyoruz!’

& & & & & & & & & &

Sabah uyandığımda kalbim çarpıyordu mutluluktan. Çok erkenden hazırlanmıştım okula gitmek için. Annem gözlerime baktı heyecanla mutlulukla. ‘Oğlum gözlerindeki o parlaklık ne öyle?’ diye sordu. ‘Dağlar’ dedim ‘Anne dağlar bu ülkeyi koruyacaklar! Hepsi birden söz verdiler, yemin içtiler!’ Tuhaf tuhaf gözlerimin içine baktı…

Her şeyi anlatamazdım. Hemen konuşmalıydım coğrafya öğretmenimle…