Öykü

Güneşe doğru…

Soluk alıp vermekte güçlük çekiyor, arada bir derin nefesler alarak rahatlıyordu yıkık emellerin korkunç gökgürültüsüyle sarsılan yüreciği. İşte yeniden bir acı kıskacıyla daha sıkıveriyorlardı bütün zerrelerini… Ama olsundu.. Hayatı boyunca sığ nehirler, alçak tepeler çekmemişti onu zaten. O hep okyanusların ürkütücü enginliğine, dağların sonsuz doruklarına meftun ve hayran olmuştu. Hep başka güneşler, başka topraklar aramış, […]

Öykü

Acele

Ağlıyordu… Solgun ama güzel çehresi alabildiğine hüzünle gölgelenmişti. O’nu ilk görüşüm değildi bu. Hep aynı gün, hep aynı saatte hatta hiç şaşmadan o, bir kenarı kırık bankta otururdu, adeta tören havasındaki karşılaşmalarımızda. Gerçi bu güne kadar tek kelime etmemiştik ama bizi birbirimize çeken bir şey vardı sanki. Belki kimsede bulamadığım safiyeti, masumiyeti O’nun sıcacık bakışlarında […]

Öykü

Cümle

“Bir kelime seç!” Nasıl bir kelime olsun? Bir sıfat olsun. Tam üç şeyi unuttursun sana. Zamanı durduramazsın, ama umursamadan yaşayabilirsin bence. Mekânı terkedemezsin. Değiştirebilirsin, gönlünce… …Ve insanı unutur, unuttukça daha çok sevebilirsin. “Bir kelime seç!” Seni titretmiyor olmasın sakın. Ağlatmıyor, mutlu etmiyor olmasın. Kimse söyleyememiş olsun onu, ama söylemek zor olmasın. “Nasıl bir kelime?” Senin […]

Öykü

Çoğaltılmış resimleri vardı büyüklerin

Büyümek istemiyordu, zor geliyordu O’na buzlara alışmak. Biliyordu çünkü, büyüdükçe umudun ardına sinsice gizlenerek tetikte bekleyen mutsuzluğu katre katre içeceğini, hayatın depreşen ağırlığının altından kalkamayacağını, belki telef olup gideceğini yılan gözlü hüzünlerin ayasında… Kahır dolup hınçlanacağını, hayata ve insanlara kötü kötü bakacağını, dolu dolu nefret duyacağını… Herşeyden önemlisi billur suların mavisindeki cemreye bile kızacağını, mor […]

Öykü

Asabi adam ve öteki benliği

Olabildiğine karanlık İstanbul gecelerinden birinde ıssız -belki de hatta ürkütücü- bir sokakta bilinçsizce yürüyordu. Doğrusu nereye gittiğini hiç bilmiyordu. Bilmek zorunda da değildi zaten. Aniden -karşıdan hızlı adımlarla gelen- orta boylu, zayıf bedenin varlığını hissetti. Rahatsız oldu. Gittikçe kendine yaklaşan bu bedenin -ilk bakışta adam gibi bir adam olduğu izlenimini veren- şık giyimli biri olduğunu […]

Öykü

Duvar

Aramıza giren o yoğun sağnağı biliyorsun. Hiç olmazsa bir kere göz ucuyla da olsa karşılaşmalıydık. Bir kaç sade fakat samimi cümle sarfedebilmeliydik. O zaman bunların hiç birisine gerek kalmazdı. Çünkü ikimiz de sükûna kavuşurduk. Vatanımızdan kopup bilinmez diyârlara sürüklenmezdik. Hatırlıyorum da hantal cümlelerle ayrılmıştık. Önce birbirimizi derin nefeslerle içimize hapsetmiş; ardından yüzlerimize buzdan maskeler takarak […]

Öykü

Bir Aralık

Muzaffer telefon edecekmiş, kabine girdi. Siyah, kaba çantasını bıraktı yanıma. Doğrusu ya, alışık olmadığım eşyâ ile birlikte görünmek hiç hoşuma gitmez. İki kabinin arasına, az önümde kalan çantayla alâkalı değilmişim gibi durdum. Biraz caddeden gelip geçenlere, biraz Muzaffer’e bakıyordum. Henüz numarayı düşürememişti. Belki de meşgul çalıyordu. Caddenin aşağılarında ufak bir kaza oldu. Ne bir fren, […]

Öykü

Yaşamak imlemektir

Sık aralıklarla -hem de hiç durmamacasına- inatla çalan saat ya da telefonun sesiyle uyandı. Heyecanla araladığı gözlerinde kuşkulu bir umut, belki de umutlu bir kuşkunun belirgin izleri vardı. Aslında bütün tinsel beklentilerini ele veren bu izlerden ilki çalanın saat olduğu zannının, ikincisi ise telefon olduğu varsayımının ifadesiydi. Evet çalan saat ya da telefondu. Uzun uğraşlar […]

Öykü

Hayatı ‘dOlDuRaN/dOnDuRaN’ her kare

Sokakta yürüyenlerden bir farkı olduğunu düşünüyordu. Sadece kendisinin sokakta ters istikamete yürümesi de onu kendince haklı çıkarıyordu. Bazen insanların gülüşlerinden ve fısıltı halinde konuşmalarından kendine bir pay çıkarır, ‘aCaBa bEnİm HaKkImDa Mı KoNuŞuYoRlAr’ diye şüpheli gözlerle onları sorgulardı. Şüphe beyninin tüm kıvrımlarını ele geçirirken o, başkalarının gözleriyle kendi hareketlerini görmeye çalışır lâkin bu sefer de […]

Öykü

Bir intiharın diyalektiği

Kirli mavi çantalı kızı kalabalık caddenin hemen çıkışında gördü. Belli belirsiz görüsünü doğrulamak için bir taraftan yarı koşar adımlarla kalabalığı yarmanın uğraşını veriyor, bir taraftan da kirli mavi çantalı kızın silüetini yitirmemeye çalışıyordu. İlerledikçe silüet belirginleşmeye başladı. Evet, görüsü doğrulanmıştı. Önce gözlerini kutladı, sonra her ikisine de ayrı ayrı teşekkür etti. Kısa, ama hızlı adımlarla […]