Öykü

Zöhre Kadın Doğurdu

Sıcak iyiden iyiye bastırmıştı. Kavurucu sıcağıyla Çukurova toprağını çatlatan güneş sanki inadına vuruyordu ateşini kara toprağa. Sıcaktan kuruyan buğday tarlasının üstünden göğe sanki toprağın dibindeki sular bile buharlaşarak yükseliyordu. Sıcaktan değil insan, kuşlar bile terk etmişti bölgeyi. Sadece bir karga tarlanın yakınındaki incir ağacının dalına tünemiş çirkin sesler çıkarıyordu. Karganın cırtlak sesine tarlanın içinden bir […]

Öykü

Olmadı gitti

Boğuşma, didişme ve kavgayla dolu bir hayatın kanatlarına bıraktı bizi sessizlik. Zamanın elleri bu bedbin, kanaatsiz hayat kitabına yazdı durdu izlerimizi. Gençliğimizin erişilmez uzaklığına ve hayallerimizin dönüşsüz terkedişine hayıf dolu sitemler gönderirken, bu ağır darbeyle daha da incindik, küstük, kırıldık biz herşeye. Acı hatıraların, ümitsizliğin ve inkarın zilleti yükleniverdi hep ruhumuzun derinlerine, çırpındık velakin atamadık […]

Öykü

Daha Önce Denizi Hiç Görmemiştim

Deniz nedir hiç bilmezdim. Babam Almanya’daydı ve annem onun kendisini bir gavur karısı için terk ettiğini benden gizlerdi. Zaman geçmek bilmezdi. Televizyonda Johnny Weismüller’in Tarzan adlı filmini seyrederken Tarzan’ın timsahı ufacık bir bıçakla alt ettiği sahnede içimde çakan şimşeğin verdiği güvenle, “babam asla dönmeyecek değil mi anne?” soruma annem yüzüme çarptığı tokatla cevap verdi. Ağlamadım. […]

Öykü

Hayal@

Ben yüzyıllar önce öldüm. Cenazemi -bana hep tinsel soğuğu anıştıran- kupkuru bir meşe tabutta taşıdılar. O zamanlar yaşayanların ölülere hissedilir bir saygısı vardı ve eğer siz de o zaman yaşasaydınız bu gerçeğin biricik tanıklarından biri olabilirdiniz. Bana saygınız var mı artık bilmiyorum. Elleri, ayakları, göğüs kafesi, kocaman ama işe yaramaz beyni ve başka her şeyi […]

Öykü

Bir Ressamın Yıkılışı

Alnında mazinin çizgilerini taşıyan bir ressam, günlerdir ihmal ettiği dağınık sakalı ve saçının aksine, içinde bir filiz gibi yeşeren güzellikleri boyaların kardeşliğinde tuvale yansıtmaya çalışıyordu. Bir yavru kedi, kendi kendine yanan bir sobanın dibinde, geometrik bir şekilde oturmuş, hiçbir şeyi umursamaz bir tavırla, sıcağın da desteğiyle, gözlerini kısarak, kendini uyku sarhoşluğuna bırakıyordu. Hiç bir insanın […]

Öykü

Taksi

Taksisi ile cadde ışıkları altında yol alıyordu. “İki-üç müşteri daha bulursam eve dönüp uyuyacağım.” diye düşündü, yorgundu. Taksisine bir an sevgiyle baktı, mırıldandı; “Ekmek teknem” Gözü önce yolda sızmış bir sarhoşa sonra da çöpleri karıştıran birine takıldı. Kendisini kıyasladı sevindi; “İyisin, iyisin!..” Saatine baktı, bir Of çekti, “Bir müşteri çıksa artık, boşa dolanıp duruyorum.” Ertesi […]

Öykü

Muhtelif İhtimaller

Gökyüzü siyah perdesini üzerine çekeli çok oldu…Rüzgâr, soğuk kış gecelerinin olmazsa olmazlarından. Bütün şehre güvensizliğini ilan eden beşerin kapılarında üçer beşer kilit. Yolun etrafında yanan kör ışıklar, kendini aydınlatmaktan bile aciz… Sokağın biraz ilerisinde eski bir bina ve bu binanın sokak kısmına bakan penceresinden dışarıya sızan tek bir ışık var. İçinde dış dünyanın olanca yalınkatlığına […]

Öykü

Selam gibi

Hayat gibi. Dudakların söyleyemediklerini bir çırpıda anlayan gözler gibi. Sözler gibi, ‘La İlahe İllallah’ muştulu. Günebakan tarlalarının içinde dolaşan sevinç gibi. Göğsü şifa, elleri merhem, anne gibi. En müşkülün tek bir bakışla halli gibi.’Allahüekber’, Şu kılıksız yaşama en güzel kıyafeti giydirir gibi. Burada yangın yangın büyürken gidişler, kalbin en köşesinde uçuşup kalan dönüş haberi gibi. […]

Öykü

Yağcılar

(Sokak sesleri VI) Yağcı bir yağdan adam olarak gelirdi adeta… Usulcacık, hiç kimseyi rahatsız etmeden, kendine has o genizden bağırışıyla kapı kapı dolaşırdı. Üstübaşı yağ lekeleri ile kaplı, yağ kokan bu adam, elindeki güğümü, hunisi ve litreliklerini içine koyduğu yarım silindir şeklindeki avadanlık kabıyla girerdi sokağa. Ayvalık’ın, Edremit’in, Havran’ın yağlarını satardı. Bu sesi alan evin […]

Öykü

Ankara mı, “Enkara” mı ?

Sevgili Melih Bayram Dede, fakiri anonslayıp şerefyab kılarken, Dergibi okurlarının meraklarını da -kuvvetle muhtemel- fuzuli yere gıdıkladı. O halde gelin, yıllarca kehr ü cefasını çektiğimiz Ankara’dan dem vuralım; vuralım da, dünyada ne zulümler varmış, duyun, bilin, Şehr-i İstanbul’un da kadr ve dahi kıymetini bilin. Ankara eğer, mukimiyse IQ’sü ortalamayı tutturan hemen her şahsın, ilk fırsatta […]