Öykü

Altı Patlar!

Zamane Öyküleri Okul, can atmadığım bir belaydı ama bir sürü arkadaşım olacaktı. Evde tek başına oynamaktan sıkılmıştım artık. Yatağın altına saklanıyorum, bir düşman gelmiyor, beni vurmak isterken on ikiden beynini dağıtacağım. Tek kişilik savaş, cennetten düşmek gibi. Yürüyüşüm bile değişti aniden. Tabancalar, el bombaları, fişekler, çata-patlar. Teçhizat çoktu ama düşman yoktu evimizde; ne yazık ki. […]

Öykü

Savunma

Kesinlikle pişman değilim. Suçlu da değilim. Eğer bir kabahatim varsa o da kafamın normal insanlardan biraz daha fazla çalışmasıdır ki bunun böyle olması için fazladan hiçbir çaba göstermedim. Dua dahi etmedim. Böyle doğmuşum, böyle yaşamak zorundayım. Tüm problemleri çabucak çözebilmek inanın ki hiç hoşuma gitmiyor. Çünkü istemediğim problemleri de çözüyorum. Doğduğum günden beri, acımasız bir […]

Öykü

Bana Dair

Bu şehirde üzerinde adımın yazılı olduğu bir kapı zili yoktu. Cebimde ise 14 Ocak 1970 tarih ve 1211 sayılı kanuna göre yayımlanan evraktan hiç kalmamıştı. Vaziyet bir parça karanlıktı anlayacağınız… Sığınamadım bir yerlere. Açıkta kaldım. Bütün şehri sokak sokak dolaşıp, her sabahı başka bankta karşıladım. Uzun acayip rüyalar gördümse de uyanınca zerresini bile hatırlamadım. Kısa […]

Öykü

Buraya kadar Sokağı (iki)

Burada unuttu bakışlarını birinin sevgilisi… Küçük torun büyükannesinin dikiş iğnesine iplik geçirirken durmuş zaman. Saat iki buçuk, iğneye iplik geçirmek için en uygun saatler. İplik iğnenin deliğinden henüz geçmiş, torunun gözleri iğne deliği ve ipliğe sabit, büyükanne o sırada camdam dışarı bakmış, elinde koyu yeşil bir hırka, yaralı yeri hala sıcak hırkanın. Burayakadar Sokağı’nın en […]

Öykü

Kalem Düşler

Çok sordular, söyledim Bakışlarından anladım; seni bir bedene, beni de bir kalıba hapsetmişlerdi. Seni benden çıkarıp başka bir bedene yerleştirmeyi nasıl düşünebildiler? Soruyorlardı, ismini, yaşadığın yeri… Onlara “ben de bilmiyorum” demek istemediğim için sana ait olmayan ama olması mümkün olan bir isim ve bir adres verdim. Gidip gördüler mi bilmiyorum.. Fakat, cevabı aldıklarında “herşeyi öğrenmişçesine” […]

Öykü

Yansıma

“Kalbim seni kaç dağa dağıtmalı bilmemki? Her dağın çiçeğinde unutursun kendini” i.e. “Kıyafetinizi düzeltiniz!” yazısının altında yeralan saçlarını düzeltti. Zorlu geçen bir minübüs yolculuğunun tozlu izlerini parmaklariyla silkeledi. Alnına düşen perçemlerini arkaya attı. Gözlerine baktı. Kimin kime baktiği, kimin gerçek kimin yansıma olduğu bilinmez oldu? Ellerinde sari Dosyalarla koşturan insanların telaşlı, ürkek ayak sesleri, kahverengi […]

Öykü

Hüseyin Usta

Ahmet Turan Alkan’a Binaların arasına sıkışmış ve yıkılmamaya söz vermişti. Sandoviççi Hüseyin Usta yazıyordu camında. Turuncu harfler solgundu. Demir doğramaları kimbilir kaçıncı kat boyasıyla bir kale kapısını andırıyordu. Ama yıkıldı. Her odası güneş alan, çift asansörlü bir çirkinlik abidesiyle yer değiştirmişti hayallerim… Beyaz saçları vardı Hüseyin Amca’nın. Aynı zamanda komşumuzdu. Eşi Fatma Teyze, ekmek dolabında […]

Öykü

Düğün Alayı

Mavi, beyaz, siyah arabalar, kırmızı ve kavuniçinin değişik tonlarına boyanmış bir-iki traktör, kamyon geçti önünden. Önceki hafta da -yine Pazar günü – böyle bir konvoy gördüğünü hatırlayana dek alnı kırışıklardan kurtulmadı. Hep çocuklara sorardı. Arabaları gösterdiğinde ”Mehmet Emmi’nin kızı” demişti çocuk başka açıklamaya gerek görmeden. Bir de damadın adını mı söylemişti neydi? Gözleri ilçenin bir […]

Öykü

Issız

Kadir Ağbi, yağmur sicim gibiydi; kendimi bulutlara asabilirdim. İskambil kağıtlarından inşa ettiğim şatolara bir tekme savurup kaçabilirdim. Yapmadım be ağbi yapamazdım. Evet, hayatı bir maske gibi suratıma takmışlardı. Aynada kendimi değil, onu görüyordum. Ne kadar çırpınsam da o aynada pis pis sırıtıyordu, Kadir ağbi. Biliyordum. Kadir ağbi, hükmünü beni yargılamadan önce vermişti. Bundan sonra hayatım […]

Öykü

Life is Death

Mayıs 1997 Londra Beyaz bulut çok uzaktı. Onu o kadar uzak kılan şey kilometrelerle ölçülen mesafeler değil, duygusal adımlarla ölçülen uzun yoldu. Uzun ve mavi bir yol… Köhne bir binanın içinde sağ elini göğsüne dayayıp sanki akciğerlerinden gelen kanı zaptetmeye çalışan yaşlı adam, gözleriyle pencerenin ince perdelerini yoksayıp beyaz buluta baktı. Bulut her zamankinden daha […]