Kendi kendine, mırıldanır gibi.
Tek kulaklı derviş, Karadeniz’de kırmızı ada, tomruk deposu, fil yavrusu…
Kös dinledim.
Yazımı yazdım.
Yüzüne baktım.
Tek kulaklı derviş: Ters çevrilmiş kahve fincanı.
Karadeniz’de kırmızı ada: Kırmızı kaplı defter. Masa’nın renginden Akdeniz değil.
Tomruk deposu: Ucu açılmış 21 kurşun kalemin arzı endam ettiği kalemlik.
Fil yavrusu: Bizim Miniğin Bangkok’tan getirdiği siyah fil yavrusu.
Ataçlık, yarısı dolu pet şişe, delgeç, masa telefonu…
Her birini gözümle işaret ettim.
Sustu.
Hiç dinlemediğimi düşünmüş olmalıydı.
Cebinden bir zarf çıkardı.
Zarftan bir ayna çıkardı.
Aynaya dil çıkardı.
Döndü bana dil çıkardı.
Çay söyledim.