Öykü

Yağcılar

(Sokak sesleri VI) Yağcı bir yağdan adam olarak gelirdi adeta… Usulcacık, hiç kimseyi rahatsız etmeden, kendine has o genizden bağırışıyla kapı kapı dolaşırdı. Üstübaşı yağ lekeleri ile kaplı, yağ kokan bu adam, elindeki güğümü, hunisi ve litreliklerini içine koyduğu yarım silindir şeklindeki avadanlık kabıyla girerdi sokağa. Ayvalık’ın, Edremit’in, Havran’ın yağlarını satardı. Bu sesi alan evin […]

Öykü

Postacılar

(Sokak sesleri IV) Her mahallenin gurbeti ve hasreti vardır. Ya geldiği bir köyü ya askere gönderdiği bir oğulu ya da gelin verdiği bir kızı veya Alamanya gibi gurbetlere çıkmış bir yakını… İlla ve illa ki bir gurbeti ve hasreti vardır. Bunlar sahici gurbet ve sahici hasretlerdir. Öyle her canınız isteyince açıp konuşabileceğiniz telefon yoktur şimdiki […]

Öykü

Sokak Sesleri-III

“Kalayciii” Evet! O da çarşafçı demeyip çarşafçi diyen bohçacı kadın gibi kalaycı demez de kalayci der. Çünkü o da bir çingene kadınıdır. “Herif”i ile birlikte girdiği sokağın kendilerince en uygun yerine körük için küçük bir çukur açıp derhal kap kacak toplamaya çıkar. Elinde de kalın, bakırdan, gösterişli büyükçe bir elek… Evleri kapı kapı “Kalayciii” diyerek […]

Öykü

Sokak Sesleri-II

Hela ilaçlayanlar… Hela ilaçlayanlar sokağın misafirleri arasında aslında sakalarla birlikte en sessiz olanlardır ve gürültücü sıfatını doğrusu hiç hak etmezler. Belediyenin kimbilir hangi bölümünde belki de geçici olarak çalışıyorlardır. İşleri baharın başlaması ve yazın sona ermesi ile nihayete erer. Kışın hiç kimse yüzlerini görmez. Yaptıkları işin utanç verici birşey olduğunu düşdüklerinden midir nedir bilinmez ama […]

Öykü

Sokak Sesleri

Çarşafçi geldi hanııım! Beylerini işe, sabahçı çocuklarını okula çoktan uğurlamış kadınların hatıra ve hayallerinin birbirine karıştığı türküleri, şarkıları mırıldana mırıldana günlük işlerine daldığı vakitler… Güneş, baharla birlikte neş’eyle yeşermiş yapraklarını tatlı tatlı esen hafif bir rüzgârla eğlendiren ağaçların arasından geçerek ulaşırdı tahta perdelere varıncaya kadar uzayan çiçek dolu bahçeye… Öğlenci çocuklar sedir üzerlerinde veya yere […]

Değini

Renkli Türkçe Sinemaskop

Bizim aşağı mahallenin haylazları toplanmışlar, meraktan fincan gibi olmuş gözleriyle birisini dinliyordu. Durdum seyrettim. Anlatan çocuk konuşmasını sürdürürken, hayalî birisiyle dövüşüyor; yumruklar atıyor, yana çekiliyor, olmayan bir silahla ateş ediyor “dışınn… dışınn…” diye sesler çıkarıyordu. Yanlarına yaklaştığımda kimse istifini bozmadı. Çocuğu dinlemeyi sürdürdüler. “Esas çocuk”, “kız” ve “kalleş adam ve adamları” vardı hikâyede. Ben de […]

Değini

Radyonun içindeki dünya

Evlerin tefrişinde bir önceki kuşağın lüksü sayılan konsolların saltanatı “büfe” tarafından yıkıldığı zamanlar… Camekânlı bölümüne limonata ve çay takımıyla birlikte fincanlar ve bütün marifeti o camekânlı bölümde arz-ı endam etmekten ibaret olan pasta takımlarının konulduğu birkaç bölümlü garip bir nesneydi bu büfeler. Bütün o camekânlı bölümler dantelâlar ve oyalarla bir güzel süslenirdi. Üzerlerine ise altlarında […]

Değini

Bugün “acans”ta ne var?

          Üzerleri tülbentle örtülen, evlerimizin başköşesindeki radyoların öyküsü. Ana haber bülteni yaklaştığında sesler gitgide alçalır ve herkes birazdan başlayacak “acans”a hazırlardı kendisini. Kahveci usulca radyoyu açar, radyonun o büyülü lâmbası yandıktan sonra, cızırtılar çatırtılar arasında bir ses asıl tonunu buluncaya kadar gitgide yükselir ve nihayet belirli bir seviyede karar kılardı. Vakti gelince de ana haber […]