Adem Ağacı

İle

İnsan tek kelimeyle yalnız bir varlık. Yalınlık ve yalıtılmışlıktan birkaç adım önde bir tek başınalıktır insanın talihine ilişen. Kalbi gibi eli, eli gibi de dili yalnızdır insanın. Elin yalnızlığı bir başka el ile giderilebilir ancak. Ya dilin yalnızlığı? Onu en iyi karşılayan, ona refakat eden bir kelime, bağlarından bağımsız bir bağlaç, yani ‘ile’dir. Bir ilmektir […]

Röportaj

Melih Bayram Dede İle Dergibi’yi Konuştuk

Dergibi’nin farkı, sadece internette yayınlanan bir dergi olabileceğini uygulamalı olarak göstermekti sanıyorum. Konuşturan: Hüseyin AKIN              Merhaba Melih Bey. Dergibi röportaj sayfasında mayıs ayında sizi misafir etmek, kurucusu olduğunuz Dergibi’yi konuşmak istiyoruz. Doksanların kısıtlı imkânlarında bir internet dergisi formatıyla yola çıktınız. Sizi internet dergiciliğine iten sebepler nelerdi? Sorusuyla başlamak istiyorum. Elektronik ortamda yayın yapma fikri […]

Adem Ağacı

Gibi

Severim “gibi”yi kelimeyi kelimeye yaklaştırır, insanı insana. Küresel soğuma yaşayan dünyayı yanan bir ocağın etrafında toplar gibidir gibi. Bütün ittifaklar, iltihaklar, ittihatlar ve izdivaçlar onun sayesinde unutur ayrılıkları. Kafiye sıcaklığı yayılır yeryüzüne Çöpçatan böyle çatar çöplerini ‘Gidinin oğlu’ değil ‘gibinin oğlu’ olabilmektedir hüner. ‘Seni seviyorum’ der gibi gelebilmekte, gülebilmektedir marifet. O olmasa da maske takmaya […]

Çöl Vaazları

Ah Anlayış, seni yazmaya kıyamıyorum

Ah ‘anlayış’ seni yazmaya kıyamıyorum. Sen ki bir zamanlar yaşanan bir şeydin aramızda, şimdi sadece bir yazı konusu olabiliyorsun. Dünya denilen kondu’nun evsahibi olmak bir yana, ne kiracısı, ne de gelip geçici misafirisin artık. Semtimize uğradığın yok. Sahi, bizim bir semtimiz var mıydı? Sanki seni yazdığım zaman, bir şeyler dilimde dağılıp gidecek sanıyorum. Sanki herkesin […]

Çöl Vaazları

Kendime geldim

Meşguliyet dönüşü geç olan en uzun yoldur. Ben kurdum diye söylemiyorum; ama bu cümleyi sevdim. Bazen insan ne dediğinin farkında olmuyor ya hani, işte böyle zamanlarda aforizmatik açılımlara müsait hale geliyor. En son bu sanal sütunun kapısına “dışarıdayım az sonra geleceğim” yazıp gitmiştim. Gidiş o gidiş. İnanın bana, sanallıktan mıdır bilmiyorum hayli zaman geçse de […]

Çöl Vaazları

Her kenar derkenar değildir

Dergin var mı derdin var demektir. Genç edebiyatçı Seyfullah Arslan’la laflaşıyoruz. Yer, Beyoğlu’nun arka sokağı olmayacak derecede İstiklal Caddesi’ne paralel uzanan bir mekân, “Akdamar Kahvaltı Salonu”, bir ismi daha vardı ama şimdi unuttum. Söz döndü dolaştı edebiyat dergilerinin akredite sorununa geldi dayandı. Kültür ve edebiyat dünyasında lobi faaliyetleri, loncalaşma ve kulis oluşturma çabalarının neredeyse edebiyat […]

Çöl Vaazları

Kumsal alan

Millet olarak dar sahalarda paslaşsak da, yaşantımızda gün geçmiyor ki yeni bir alan açılmasın. Daha düne kadar cennet vatanın topraklarında ve asfaltlarında serazat gezip dolaşırken, şimdilerde ne olduysa oldu, birden bire ayağımızın bastığı her kareye yeni isimler ve tanımlamalar ekleniverdi. Ziraî alan Ticarî alan Siyasî alan Hava alanı Mücavir alan Münhal alan Ekili alan …. […]

Çöl Vaazları

Oku bakan gibi, kurdeşen olma!

“Kitap Dergisi’ni kitap tanıtımlarına da yer verdiği için tebrik ediyorum!” Böyle bir söz karşısında irkilirsiniz değil mi? Belki aynısı değil ama, buna benzer bir marifeti sevgili Asım Gültekin’in hazırlayıp kültür dünyasına uyarladığı çiçeği burnunda “Kitap Postası” dergisinde gördük. Bakanlık koltuğuna ilk oturduğu günden beri her fırsatta “Öyle çok kitap okuyorum ki sormayın” mesajları veren Kültür […]

Çöl Vaazları

Kendini suya bırakmış bir güzellik uykusu: Sinop

Gelişen sanayi ve teknoloji insanları olduğu kadar şehirleri de değiştiriyor. Her gittiğim şehirde o şehre ait bir önceki gelişimdeki silueti ararım. Sanki bütün şehirler ortak bir kent modeline kendilerini benzetmek için yarışıyorlar. Oysa benim gibi bir çok insan gezdiği şehirlerde oranın kendine özgü dokusunu ve karakterini bulmak ister. Kilometrelerce yol kat’ederek bir yerlere gitmenin aynı […]

Çöl Vaazları

Niteliğin Döngüselliği ve İyi’nin Durağanlığı

Kütüphanemdeki eski edebiyat dergilerini karıştırıyorum. Çoğu bir zamanlar sahaflar çarşısından aldığım ben doğmadan evvel doğan dergiler. Kesif rutubet kokusuyla sararmış yapraklar ağız birliği etmişçesine sanki eskiyi hatırlatma yolunda uyum içindeler. Kimler gelmiş, kimler geçmiş…Büyük iddialar, atılan başlıklar, yerleştirilen fotoğraflar ve en önemlisi allayıp pullama yazıları. Adı “Varlık” olan bir dergide yıllarca yazdığı halde hiçbir varlık […]