Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Beldenin aslı ve astarı

Bu beldenin, Bursa’nın, hâlihazırdaki kimliğini ve kişiliğini nasıl adlandırabiliriz? Bursa deyince zihinlerde uyanan his, hayal, suret, anlam… nedir? Duyu organlarımızda onu “Bursa” olarak, sadece beş harften oluşan ve başka hiçbir değeri olmayan kara bir kütle (kent) olarak mı betimlemeliyiz, yoksa her bir sesine binbir nefesin (renk, koku, desen, şekil, uzuv, unsur…) eşlik ettiği derunî bir […]

Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Bir şehre giriş

İnsanı bir şehre bağlayan nedir? Şehirle bütünleştiren, bir kılan? İnsanla şehir arasına bir aşk ve özgürlük köprüsü kuran? Bunları ‘iki’ hâle bağlı gibi görebiliriz: İnsanın ‘öz’üne, yani yaratılış amacına ait unsurları bünyesinde taşımasını bir tarafta belirtirken; ikinci şıkta, şehrin, bu ‘öz’ü destekleyen niteliklerle dolu olmasını kaydedebiliriz. Ortada bir ‘öz’ problemi bulunduğuna; insanı insan, şehri de […]

Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Kemalpaşa tatlıcısının acı bir ânı …

O günkü talihime deliler gibi dolaşmak ve kahrolmak yazılmıştı. Başım alıp dağa vurayım istedim, olmadı. Mümkün müydü bu, tek başına? Zordu. Cesaret isterdi. Gel gel edip dursa da, salmadı Bursa… Gidemedim Uludağ yamaçlarından yukarılara … Bunun yerine, şehirde dolaşmayı, dağa çıkmak kadar olmasa da cesaret isteyen bir başka işi seçtim. Şehirde dolaşmanın cesaret isteyişi de […]

Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Bayrak İşleri

Mudanya Yolu’nun, Merinos ve Stadyum caddeleriyle kesiştiği kavşakta rastlıyorum ona. İkimiz de aynı yokuşa doğru yol alıyoruz: Stadyuma yukarı. Orada, kavşakta bir yol inşaatı var ve o inşaat için konuşlanan bir vinç. Vinç, gökyüzünü ısırmış da, dişlerini onun mavi etinden çıkarmamış alçak bir canavar izlenimi veriyor. Karmakarışık trafiğin ortasından yolun karşısına doğru geçerken, ikimiz de, […]

Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Ekmek Kuyruğu

Cumartesi sabahıdır. Memurlar için tatil sabahıdır. Erkenden kalkıp evden çıkmaya alışanlar içinse bu tatil sabahı sıkıntı zamanıdır. Sıkıntıdan kurtulmak için bir iş arıyorum. Amansız bir uğraş içindeyim. Düşünce sancısı… Abartayım: Ağrı girmiyor mu başıma? Sonunda, belediye ekmek büfesine gitmem gerektiği geliyor aklıma. Bir minder ve bir kitap alarak elime, koşarak… Koşarak, çünkü, önüne geçeceğim bir […]

Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Fincan takımından kazık

Hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkacaktır. Bir yalnızlık yürüyüşünde. Dostlarla yapılacak bir muhabbet anında. Bıkmışlık usanmışlık coğrafyasında kalakalmışlık zamanlarında. Hiç ummadığınız vakitlerde. Bir reklam tabelasında, ucube bir panoda… İnsana, insanlığa inat büyümüş devasa bir yapının duvarında, canavar bir otobüsün haşin gövdesinde… Sizi hiçleyen. İnsan mısın sen diyen. Canlı bir varlık olarak dikkate almayan. Yok sayan. […]

Hayatı Hakikiyye Sahneleri

Birkaç kutu kibrit, tarak, yara bandı, jilet

Aynı görüntü karesinde, nasıl da birleşti şu iki unsur: İnsanı yerle bir eden, bitiren, beyne kan dolduran, öfkeyi artıran, ruhu daha bir savaşçı kılan şu rastlaşma anı: İhtiyar bir çınar. Belki yetmişlik, belki de seksen. Ak saçlı, ak sakallı, bilge mi bilge bir dede. Belki de vaktiyle kendisine vezirlik vasfı yüklenen bir er kişi… Sırtını […]

Şiir

Gazel

gir şehrime güzelim perşembeyi karşıla bir bayram arefesi neş’esini karşıla var mıdır adresin senin peki denen ülkede muradımız nedir elbet yatak yorgan karşıla kimse duymasın sakın isa-nefes olduğumuz yak gitsin tenimizi çalın çırpınla karşıla görelim boyun posun beyaz kanat üstünde yandık yanmasına ya sen sularla karşıla sürüp gitsin sonsuza çün aşka çıkar mahlasım sönmeyecek rüzgarlar […]

Şiir

Tan Tan Traska!

“Tan Tan Traska”: Çocukluğumun o güzelim oyunu. İki ayrı gruba ayrılırdı biz çocuklar. Günah Arası dediğimiz bir merada kara peynar ormanları vardı. Köyümüzün hemen dibinde. Kaçar, gizlenirdi gruplardan birisi. Diğer grupsa ebeler topluluğu olurdu. Arardık birimiz, birimiz aranırdık. Arama uzadıkça canları sıkılırdı arayanlar grubunun. Bıkılır, usanılırdı. Umutsuzluğa düşülen anlar gelirdi. İpucu istenir ve bağırılırdı: ” […]

Şiir

Mahzun Çoban Şiiri

taze otlar kaynatırız dağlarda ardıç kabuğundan cuğaralar sararız yararız karnını soğanların da kaşıklar yaparız yoğurtlara atlarız terleyen bedenle ah ha ırmağa ha ırmağa ırmağa bakarız kaybolmuş kuzularımız nasıl da koşarız dağ yamaçlarına yani tırmanırız kanar parmaklarımız sularız kan revan terimizle ağaçları aşktır sonsuz bir destandır hayatımız olur elbet bir gün bizim de bir tankımız 1998