Beyaz haber Çay Molası

Arnavut Biberi

Paylaş

İnat, damar, kaldırım, biber, ciğer sözcüklerinden her birinin başına Arnavut sözcüğünü koyduğumuzda anlamlı bir bileşke ortaya çıkar.
Arnavutlar inatçı bilinirler.
Arnavut inadı, Arnavut damarı sözlerini sıklıkla duyarız.
O inat yalnız başına durmaz, yanında öfkeyle dolaşır.
Dediğim dedik tavrı insanda uyruğuna göre biçimlenebilir mi? Belki uyruk bağından daha çok yaşadığı coğrafyaya ve çevreye göre şekilleniyordur.
Ohri’ye gelen Türklerin rağbet ettiği bir çayevindeydik.
Masamızdakilerden biri suyu beğenmeyince soğuğunu istedi. Garson genç bir iki adım atıp suyu hışımla yere döktü. Kızmak ya da konuşmak. Çok genç olduğu için konuşmayı seçtim. Kişisel geleneğime çok da uygun bir seçim yapmadığımı söyleyen çıkarsa aldırmayın!
Arnavut’muş. Doğruyu söyledi. Bize sinirlenmiş. Konuya isterse müşteri-çalışan, isterse evsahibi-konuk, isterse büyük-küçük tartısıyla yaklaşılsın yaptığının yanlış olduğunu anlattım, diretmedi, yanlışını anladı.
Zaten davranışının soyla bir ilişkisi yoktu. Hemen her yerde karşılaşılabilen tavırlardandı. Konuya denk düştü.
Bulgar edebiyatçı Nikolay Haytov, Arnavut inadıyla ilgili yakıcı bir örnek veriyor öyküsünde. Pabuççular (fabrika ürünü ayakkabıları satanlar) gelince işleri bozulan yemeniciler (elle ayakkabı üretenler) onları dereye atmışlar. Ne var ki o gece yemenicilerin çarşısı cayır cayır yanmış.
Haytov, Dünya Poturunu Çıkarıyor başlıklı öyküsünde Naime Yılmazer’in Türkçesiyle şöyle diyor: “Bu pabuççular tam Arnavut inatçıydılar. Biz onları dereye attık. Onlar da bizi ateşe verdiler. Ödeştik.”
Arnavut Kaldırımı da Türkçeye yerleşmiştir.
Ülkemizde küp biçimindeki küçük taşlar döşenerek yapılan yollara deniliyor. Kaldırım sözünden yalnızca yaya yolu anlaşılmasına rağmen Arnavut Kaldırımı kavramı araçların geçtiği yolu da kapsamaktadır.
TDK Sözlüğünde iki anlama da yer verilmiş: Yaya kaldırımı. Yollarda taşlarla yapılan döşeme.
Duygulara da seslenirler Arnavut kaldırımları. Demet Sağıroğlu’nun Arnavut Kaldırımı adlı şarkısından iki dize anımsayalım: “Dün, seni gördüm rüyamda/ Arnavut kaldırımlı taş sokakta.”
Ankara’nın bazı yerlerinde kaldırımları asfaltla yapmaya başlamışlardı. “Dün, seni gördüm rüyamda/ Asfalt kaldırımlı asfalt sokakta.” denebilir mi? Katran kokusu geliyor burnuma.
Kırmızıbiberin bir türüne de ad olmuştur Arnavut.
Acısıyla ünlü, kırmızı renkli bibere diyoruz. Neden böyle dendiğini bilmiyorum. Gönüllü işkence çekilerek yenilir. Ter içinde kalarak, yandım kıvranmalarıyla.
Arnavut Biberi, severek yiyen rahmetli babamı anımsatır bana.
Arnavut Ciğeri de besin alanında bir katkıdır.
Bernard Lewis’in Nihal Önol tarafından İstanbul Ve Osmanlı Uygarlığı adıyla Türkçeye çevrilen eserinde, Arnavut ve ciğer birlikteliğinin yüzyıllar öncesine dayandığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun vakanüvisi (resmî tarihçisi) Naima kaynak gösterilerek ortaya konulmuş.
Lewis, Zülfikar Ağa isimli eğitimsiz zenginin 1653 yılında İstanbul’a gelen Hindistan Moğol İmparatoru’nun elçisine, “Arnavutların ciğer yedikleri için akıllı olduklarını” söylediğini aktarıyor. Gerçi bu anlatının konusu, Zülfikâr Ağa’nın içine düştüğü gülünç durumdur ama biz oraya girmeyelim.
Ciğerden söz açıldığında Edirne Ciğeri’ni anmak gerekir. Tava ciğeri, yaprak ciğeri diye adlandırılıyor. Masaya ciğerle birlikte soğan ve kurutulmuş biber de getirilir.
Edirne Ciğeri’yle Arnavut Ciğeri arasındaki fark, ilkinin sıcak, diğerinin soğuk yenilmesi olabilir mi? Edirne Ciğeri’nin dana ciğerinden, Arnavut Ciğeri’nin kuzu ciğerinden yapılmasının uygun görülmesi midir aradaki ayrılık? Belki de birinin yaprak şeklinde dilimlenmesi, diğerinin küp şeklinde doğranmasıdır.
Ben ciğere düşkün değilimdir. O yüzden ikircikli bilgi veriyorum.
Memleketlim Cihangir Kastar her gidişimde, ciğer yemek için Edirne’ye götürür, masaya oturunca diretir köfte söylerim.
Bana öyle gelir ki Trakya’nın üç ilinin köftesi de birbirinden ayrı lezzettedir.