Öykü

Ağır aksak düşler

Paylaş

-bu yazı yaşamın anlamını bulan ve hayatına hep kendisi yön veren o ‘ender insanlara’, özellikle de ‘O’nun eşsiz gülüşüne ithaf edilmiştir-

Yaşamın ilginç tesadüfleriyle şekillenen gülünesi hayatlar, hayatların kırık umutları, kolları ve bacakları, şekilsiz bacakları ve düşüncesiz kafaları ve hezeyanları…Ve üzüntüleri, ardı ardına salınan… ağır aksak ritmlerle mutluluklara eklemlenen hüzünler, geciken zamanlar, geçen zamanlar, yaşanması insanı ömürsüz kılan ilginç deneyimler, karalanıp durulan sözcüklerin ifade edilmek istenenden tamamen başka bir şey murad etmesi, maksadına ulaşmaması…her söylenenle kastedilen bir maksad var mıdır? maksadı gizleyen sözcükler yok mudur?
sonra karışan kafalara üflenen korkular, bedenlerin uyumsuz ritmlerine uymak zorunda kalmayan özerk ruhumuz bize eşlik eden ayıplarımız, gülünesi aşklarımız. bir yük gibi sırtımızda taşıdığımız yanlışlarımız….
-afedersiniz bu yanlışlar benimkine benzemiyor. bakar mısınız yanlışlarınızı benimkinden ayırın lütfen.
-ben böyle yanlış yapmadım.
-sizinki olmalı.
-bana bir fincan yanlış verir misiniz? hayatımın içeriğine katmak için.
-!
-kalmamış mı?
-!
-ne kadar doğru bir insansınız? size imrenesim geldi.
-!
-siz de o ne idüğü belirsizlerden misiniz? bunu bir sövgü olarak kabul etmeyin lütfen. annenizin ya da babanızın, yoksa sadece anne miydi? her neyse onun namus anlayışıyla ilgisi yoktu söylediğimin inanın.
-pardon, ünlemli susuşların benim tercihim olmadığını hatırlatmak isterim. bu noktadan sonra size ‘inanmama’ hakkımı çekinmeden kullanmak istiyorum?
-tamam. tabi ki en iyisini siz bilmiyorsunuz ama yine de kullanın bakalım. hem ben bile inanmıyorum bazen kendime. en iyisimi boş verin.
-siz çok hisli bir mahluksunuz galiba?”
böyle bir diyalog, zannedersem biraz daha heyecan kattı, şimdi devam ediyoruz, tabi ki kaldığımız yerden. aslında yazıyı bir yerde bırakmadık ki, sonra gelip devam edelim. ya da bırakmıştık. belki de bıraktığımız süre o kadar kısaydı ki biz bile farkına varamadık. hem zaman dediğiniz nedir ki su gibi akıp gitmez mi? şimdi bu ‘su gibi akıp gitmez mi’ değerlendirmesi birazda bizim inisiyatifimiz dışında biraraya geldi. bilirsiniz belli birtakım anahtar kelimeler ve onlar için öngörülmüş değerler kalıbı vardır. demem o ki, zaman der demez beni -yani ben olan metni- oluşturan harfler, ardından da böyle beylik bir değerlendirmenin geleceği zehabına kapılıp sıralanıverdiler peşpeşe. bunu da açıklama gereği duyduk. çünkü zamanla ilgili bizim daha farklı görüşlerimiz mevcut. ama zamana dair bu farklı değerlendirmeyi söyleyip söylememek de bir o kadar bizim inisiyatifimizde. neyse arada olan bitenlerden -eğer bir şey olup bitmişse- okur olarak sen sorumlu değilsin, sen yalnızca bizi okuyup geçecek ve eskitecek bir çift gözden sadece birisin. bir düşünsene. bizden önceki sorunlarını değil tabi ki. ya da hem okuyup hem de sorunlarına çözüm arayabiliyorsan, ya da sadece sorunlarını düşünüp daha da kötü oluyorsan -iyi olman da ihtimal dahilinde- bu senin kararın, düşünebilirsin de. ama yine de biz seninle konuşurken ya da gözlerin aracılığıyla buluşurken başka bir şey düşünüp düşünmediğimizi de bir sor bakalım kendine. ilişkimize biraz saygılı ol lütfen sevgili okur. bir metin olarak işaret parmağına sahip olsaydım şimdi onu sana doğru sallardım, bu cümlemi sağlamlaştırmak için. yani sadece bütün duyargalarınla, almaçlarınla ve diğer şeylerinle bize konsantre olmanı istiyoruz. kendini bize bırak -o kadar da demedik- rahatla, beyninden olumsuz düşünceleri çıkar -olumluları da lütfen- her şeyi dert etme, hiçbir şeyi dert et asıl.
şunu düşün: birbirinden oldukça farklı bir çok çift gözle aynı metin üzerinde yoğunlaşacaksın. belki de hayata dair aradığın fakat bulamadığın derin anlamı bizde -metin yani yine ben, bir çok harften oluştuğumu hatırlatırım- de bulamayacak ve bizi hemen bırakacaksın. belki kimi gözler de kendinden izler bulacak ve bir kaç yüz -bin de olabilir mi acaba? merak ediyorsan hiç üşenmeden sayabilirsin- harfle sınırlı yaşamımızın sonuna kadar bize eşlik edecek. yani burada benim işlevim birbirinden farklı insanları ‘ben’de buluşturmak. -merak etmeyin ortak payda olmak gibi bir gizli ya da açık niyetim yok- tek kaygım, evet tek kaygım, farklılığınızın ortak deneyimi olmak. sana ve diğer çift gözlere böyle bir fırsat verdiğimiz için ben ve harflerim oldukça mutluyuz. evet işte, yüzlerce küçük birimden oluşan varlığımızı da böylece hissettirdik. biliyor musun? söylemesem neyi nereden bileceksin ki? yukarıda kullandığımız ve ileride kullanacağımız bütün ‘tire’ (-)lerin biricik işlevi, açıklamalarla kendimizi daha anlaşılır kılmak değil, tersine karışık kafanı -dingin ve durgun kafaları da göz ardı etmeyelim- daha da karıştırmaktır. artık gönül rahatlığı içinde -hey sen yüzündeki o şaşkın ifade nedir? peki ya sen, niye gülüyorsun? sence bir metin konuşamaz mı?- devam edebiliriz.
-bu da anlamsız oldu.
-‘sürdürelim’ mi daha uygun.
-tamam ‘sürdürelim’. ama bu ‘biz’ de kim oluyor? çok mu mütevazı biriyiz ki ‘ben’ yerine ‘biz’ dedik.
-“öyle denir ya, o yüzden”, kabilinden basit bir açıklama da bulmuştuk, bir gün lâzım olur diye. şuralara koymuştuk. tamam, bulduk. onu da yazdık.
-bakıyoruz da yine ‘biz’li konuşmalar devam ediyor.
-dikkatinizi lütfen kendinize yöneltiniz. dikkatsiz dikkatinizi -çok dikkatli bir yazı oldu- biraz önce sarfettiğiniz cümleye çekmek istiyorum, yüksek müsaadelerinizle
-yüksek müsaadem kalmamış, alçağından versem işinizi görür mü?
-tamam o da olabilir kanaatindeyim. hani şu “bakıyoruz da yine ‘biz’li konuşmalar devam ediyor”a gelelim. bana derken -bakın ‘bize’ yerine ‘bana’ kullandık- bu seferde siz, bizli konuşmaya başladınız. hadi itiraf edin, siz de her ne kadar görünüşte reddetseniz de, bir çok ‘ben’inizin varlığını kabul ediyorsunuz. sözcükleriniz sizi ele verdi.
-bu hezeyanlarınızı ne kadar daha devam ettirmeyi düşünüyorsunuz, tabi eğer düşünebiliyorsanız?
-adamımız Beckett, bakın, nazar-ı dikkatinizi ısrarla bu noktaya celbetmenizi istirham ediyorum. yine bir bakın, arada da olsa önem atfettiğimiz ‘adamlarımıza’ duyduğumuz hürmet mucibince, isimlerini büyük harfle yazabiliyor, arada sırada ‘biz’ yerine ‘ben’ (bkz. yukarıdan bu satırdan itibaren sayarsanız dördüncü satırdaki ‘istirham ediyorum’da, birinci tekil şahıs kullandık. hay Allah yine bir ‘biz’ çıktı, gayri ihtiyarî olanından hem de) kullanabiliyormuşuz değil mi? büyük harf kullanmadı demeyin sonra.
-lütfen sözcüklerle geviş getirmeyin?
-ne diyorduk?…Beckett’ın
-hangi Beckett?
-tabi ki ön adı Samuel olan İrlandalı Beckett’ın. neyse. bu durum için hoş bir sözü vardı: “sözcükler, benim yaşamım işte bu, sessizlik ve sözcüklerin karmakarışık gevezeliği.” öyle bir şey. yazıları alıntılarla zenginleştirmek gerek.
-Peşinen yapmamayı göze aldığınız yine de düşündüğünüz, ama yapmış kadar büyük bir haz aldığınız günahlarınız ya da -tamam o kadar ağır olmasın.gelin buna sakıncalı düşünceler diyelim ve biraz hafifletelim- sakıncalı düşüncelerinizden ve yalnızca imgeleminizde gerçekleştirdiğiniz eylemlerden aldığınız hazzın derinliği nedir?
-peşine düştüğümüz şeyi ararken bize eşlik eden umutsuzluğun ve boşluğun esrikliği kadar…
-sahi peşine düştüğünüz ve bulamadığınız, bulup da anlayamadığınız.
-neyi, bulduğumuzu mu anlayamıyoruz burada?
-ya da peşine düştüğünüz şeyi anlayıp da bulamama gibi bir durum mu? ya da hem bulduğunuz hem de anladığınız ama tatmin olmadığınız ya da kendisine sahip olamadığınız…
-dibimize vuran düşünceler gibi, imkânsızlıklardan ötürü ya da dolayı hangisi kabulünüzse. alâkasız gibi görünebilir, irtibatı siz kuracaksınız, hem her şeyin anlamı o kadar da kolay bulunmamalı ‘bizce’
-anlıyoruz, siz zaten zor bilmeceleri seversiniz, gibi bir şey galiba
-hemen hemen. kesin bir cevap vererek size yardım etmek istemiyoruz.
-su yüzüne çıkan gülümsemeniz, bir istihza mı yoksa bir utancı gizlemek için bürünmeyi uygun gördüğünüz bir ifade mi?
-siz birde suyun altındakileri bilseniz
-neyi gizliyorsunuz?
-biz mi?
-tabii bizi ilgilendirmiyor olabilir. zaten öylesine sorulmuş bir soru. kafanızda soru işareti oluşturmak için. gizlediğiniz şeyin -ya da gelin bu ‘şey’i adlandırıp, ‘sır’ diyelim- gizini artırmak ve sadece sizin onun bilgisine sahip olup olmadığınız sorgusunu yapmanız, kuşkulanmanız için. şimdiden kuşkulanıyor musunuz peki?
-!!!???
-sadece sizin bildiğinizi zannettiğiniz sırrın aslında herkesin bildiği bir şey olduğunu, düşünebiliyor musunuz? sadece sizin bildiğiniz bir şey olabilir mi hem? “hiç tanığı olmayacak şeylerin tek tanığını unuttunuz mu?”.
-kulaklarımız sanki bu cümleyi daha önce duymuş gibi, yanılıyor muyuz?
-yanılabilirsiniz. bu “insanca, pek insanca” bir şey. tamam, kabul bu bizden değildi. bir alıntıydı. hem düşündüğünüz şeyi mutlaka sizden daha iyi ve sistemli bir şekilde ifade eden biri vardır. düşüncelerinizi, onların yardımıyla daha kolay ifade edebilirsiniz.
-yanılıyorsak düzeltin lütfen, çalmayı mı kastediyorsunuz?
-sizin nerenizi düzelteyim ki, hani şu hörgüçlü hayvan meselesi… aslında bu bir aporia oldu. çalıntıyı çalıntıyla izah ettik. ikincisinin kaynağını söylememekte ısrarlıyız, tıpkı birincisini söylemediğimiz gibi. ama bir itirazınızın olacağını sanmıyoruz. yanılıyor muyuz?
-siz de ‘yanılgılı’ bir cümle kurdunuz.
-tamam şimdi sıradaki soru: siz nelere çemkirirsiniz?
-!!!???
-bu sanki biraz geğirme gibi geldi size, haa. ‘a’ları araya bir ‘h’ ekleyerek ve ara vererek uzatmak ve gülme efektinin yazılımını ifade etmek imkân dâhilindeyken sadece bir tuşun yardımıyla size soru sormuş gibi yaptık. ama amacımız sizden ‘evet’ ya da ‘hayır’ gibi iki tane iki heceli bir cevap almaktı.
-sadece bir tuş olduğundan emin misiniz? bana iki tuş gibi geldi de. hatırlayın önce ayırma tuşu, sonra da ‘h’ tuşu. evet bizce iki tuş.
-bu, size bizi doğrultma imkânı vererek, kendinizi tatmin etme fırsatı vermek için yapılmış bir danışıklı dövüştü. itiraf edin, kandınız?
-bilinçli bir tercih mi?
-hangisi, sizi kandırmamız mı? yoksa gülme efektini onay olarak değiştirmemiz mi?
-ikinci şık lütfen
-zannetmiyoruz, yukarıda sıralanan sözcükler gibi kendiliğinden akan düşüncelerden sadece biri.
-kendinizi koruyabiliyor musunuz?
-kime karşı?
-insanlara karşı? ya da insanlar size karşı?
-insanları ya da bizi tehlikeli kılan ne? farklılığımız mı?
-ama kimin farklılığı? sizin mi, onların mı? en anlamlı cevabınız “Tabi ki biz” mi peki? sizi diğerlerinden farklı kılan deneyimlerin temelini biliyor musunuz? ya da bu anlamsız sorularda yatan anlamı? ya da anlamlı soruların bile ardında yatan o anlamsızlığı? tüm bu soruları baştan başlayıp sırayla yanıtlayabileceğiniz gibi, sondan başa doğru da sırayla yanıtlayabilirsiniz. ya da rastgele seçtiğiniz herhangi birinden başlayabileceğiniz gibi herhangi biri yerine belli birini, demek istediğim şu ki, size yakın gelen birini de tercih ederek cevaplamanız olasılıklar dahilinde. seçimi, büyük bir lütuf yaparak size bırakıyorum.
-çok anlamlı sorunuza vereceğimiz cevabımızın sizce mi yoksa bizce mi anlamlı olanını seçmeliyiz?
-her şeyin anlamlı olması gerekmiyor, canım. tam tersini iddia edenlere bir de bedduamız var: “anlam denizinde boğulup, anlamsızlıklar içinde yok olasınız inşallah.”
-bunun üzerine söyleyecek kelâmı bulmaktan yoksunuz
-yoksunluğunuz,
-yoksunluğun
-yoksunluk
-yoksun
-yok….