3. Binyılda Dergi Tutanakları

Paylaş

Mehmet Aycı

Giriş niyetine…

Belli bir dönemin kültür/sanat/edebiyat dergileri değerlendirilirken genellikle yüzeysel tanıtımlardan/değinilerden öteye geçmeyen bilgilere yer verilmesi alışkanlık haline gelmiştir. Bu durum, dergilerde hikaye, dergilerde şiir üst başlıklarıyla yapılan değerlendirmelerde de aynıdır. Şüphesiz, dergi isim ve künyelerine, bu dergilerde toplanan şair ve yazarlara yüzeysel de olsa değinilmesi, derli toplu bir tutanağa geçirilmesi önemsenecek bir şeydir. Ancak, bir türlü kaleme alınmayan ve daha derinlerde bir kültürel dönüşüme/değişime medar olan hususların zikredilmesi bizce daha önemlidir. Türkiye’de aylık baskı sayıları bin civarında olan nitelikli edebiyat dergilerinin dilin ve kültürün oluşumunda ne derece etkin olduğu tartışılmaya değer bir konudur. Artık sahih ve nitelikli olanın uzun dönemde moda deyimle “popüler” olandan daha derin, etkili ve kalıcı olduğu gerçeğine bile şüpheyle bakılmaktadır. Küreselleşen dünyada küçük sığınma adacıkları oluşturan edebiyat dergileri zihinsel tatil mekanı görevini ifa etmekten fazlaca öteye gitmemektedir. Ne var ki, bu yazı da ana hatlarıyla alışılmış çerçevenin dışına çıkmayacaktır. Diğer taraftan, bir dergiler mezarlığı olan ülkemizde, bu hususta söz söylemek bazı çelişkilere düşmeyi, hatta zaman zaman söylediklerimizi çelişkiler üzerine temellendirmeyi kaçınılmaz kılmaktadır.

Genel kabulle kültür/sanat/edebiyat dergileri sınıfına dahil edilmeyen çoğunlukla medya gruplarının çıkardığı magazin dergileri, bir takım uç çevrelerin seslerini duyurmak için parti bülteni niyetiyle dağıttıkları siyasi dergiler, haftalık haber dergileri, uzun vadeli yatırım olarak düşünülen ve her biri bir eğilimin ana okulu olarak tasarlanan çocuk dergileri, ucuz çizgilerle daha çok cinselliği malzeme yapan mizah dergileri, kadın dergileri, erkek dergileri, otomobil, yemek, bulmaca dergileri… hasılı, bir tanesi ülkedeki bütün sanat edebiyat dergilerinin toplam baskı sayısından fazla satan ama sanat edebiyat çevrelerince önemsenmeyen onlarca popüler dergi toplumun kültürel değişiminde daha etkin rol oynamaktadır. O zaman, “Kültür Sanat Yıllıkları”nda yapılan, yel değirmenlerine karşı verilen savaşı işaretlemekten öteye geçmiyor demektir.

Mecmua-yı Fünun’dan bu yana Türk dergiciliği ince elenip sık dokunduğunda görülecektir ki, bugünkü kültür/sanat/edebiyat anlayışımızı, ayağımızı bastığımız kaygan zemini şekillendiren, alan dışı diye tabir ettiğimiz dergilerdir. Yan yana konduğunda bu dergilerin birbirini tamamlayan, geçişken ve iç içe tarafları dikkat çekmeyecek kadar azdır. Ancak geniş bir çerçeveden bakıldığında aynı dergiler ülkenin mevcut sanat edebiyat mozayiğinin birbirini tamamlayan parçaları konumundadır.

Sayıları ülke nüfusuna nispetle bir avuç olan kültür ve sanat adamlarının bir kısmını dışarıda tutarsak, ortayaşlı diye tabir ettiğimiz kuşağın okuma alışkanlıklarında, hayata ve eşyaya bakışlarında, kültürel meseleleri değerlendirişlerinde Hayat mecmuasının rolü, neredeyse Cumhuriyet tarihi boyunca yayınlanan bütün sanat edebiyat dergilerinin ifa ettiği görevden daha baskındır. Birer şiir dergisi olmasının yanı sıra aynı zamanda o tılsımlı üç üst başlığı, kültürü, sanatı ve edebiyatı muhtevi cönklerin (ve biraz da tezkirelerin) Osmanlı toplumundaki yerini bugünün dergilerinin kısmen de olsa doldurduğunu söylemek hiçbir şekilde mümkün değildir. Biz de bu yazımızda ağırlıklı olarak, alışılageldiği üzere kültür/sanat/edebiyat dergilerine değinecek ve onları değerlendireceğiz.

Yabancılaşan aydınlarda olduğu gibi, yerli diye isimlendirebileceğimiz aydınların da Cumhuriyet döneminde edebiyata bakışı ve bunu çıkardıkları dergilerde işleyiş tarzları toplumu değiştirme ve dönüştürme eksenlidir. Dergiler, bir fikir kulübünün, bir siyasi anlayışın, bir alternatif hayat biçiminin sözcüsü olma gibi işlevlerle ilişkilendirilerek dergi hüviyetini kazanmış ve muhatap alınan kitlenin sanat edebiyat meselesine bakışı da bu çerçevede şekillendirilmiştir.

Bu anlayışın bir yansıması olarak, bugün onlarca dergi olmasına rağmen bir zamanların tek adam tek dergi ekseninin bütünüyle dışına çıkılmış ve serbest düşünme alanları, serbest düşünce alanları oluşturulmuş değildir. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su, Osman Yüksel Serdengeçti’nin Serdengeçti’si, Nurettin Topçu’nun Hareket’i, Sezai Karakoç’un Diriliş’i, Nuri Pakdil’in Edebiyat’ı ve daha pek çok dergi isim değiştirerek, silikleşerek, kan kaybederek, sınırlı dolaşımda olan bir çok farklı isimde dergiye üstatlık, ağabeylik, ustalık yapmaktadır. Ne var ki, bu dergilerde zikredilen isimlerin birbirine karışmış gölgeleri İslamcı diye tabir edilen sağlıksız, gölge bir edebiyat sanat anlayışının, güvenlik kaygısının ön planda tutulduğu, dönüştürmekten uzak bir tavrın somut göstergeleri olarak kendi kendini tüketmekte, sermayeden harcamaktadır.

Bütün bunların yanında, Türkiye, söyleyecek sözü olanlar için bir özgürlükler ülkesidir.Daha da ilerisi, ülkemizde eli kalem tutan herkesin bir dergi çıkarma hayali bulunmaktadır. Bu biraz da diğer dergilerde yer edinememekten dolayı, kendi kalesini oluşturma kaygısından ileri gelmektedir. Türkiye dergi bağlamında özgürlükler ülkesidir, çünkü, baskı dönemlerinde bile bu ülkede sisteme ve baskıcılara direnen yüzlerce dergi çıkmıştır. Bugün dahi öğrenci harçlığıyla bile izinsiz, isimli isimsiz yığınla dergi çıkmaktadır. Ancak çıkan bunca derginin sağlıklı bir sese, berrak bir akıma dönüştüğünü, iz bıraktığını, “izlek” oluşturduğunu söylemek fazla iyimserlik olur. Her şeye rağmen dönemsel de olsa dergilerin sivil odaklanmalara yol açtığını söylemek mümkündür.

Gülümseyerek başlamak…

Dergiler bir bakıma, Türkiye’de resmi kültür politikasına başkaldırının somut örnekleridir. Mektepli, tek düze, silikleşmiş ve sıradan hayatımızın yüz akıdır bu dergiler. Kim tarafından, hangi eğilime mensup kişiler tarafından çıkarılırsa çıkarılsın ve sesi ne kadar kısık/kıstırılmış olursa olsun çarkın işleyişini durdurmak için değil belki ama, mutlaka bu işleyişi beğenmemekten dolayı dergiler vardır. Bu dergilerin en sivili, en muhalifi tahmin edileceği üzere mizah dergileridir.

Ne var ki, mizah dergiciliği alanında kara mizahın hayat tarzımız haline geldiği bugünlerde hatırı sayılır bir boşluk bulunmaktadır. Her kesim tarafından yaygın okunan Leman Dergisi’nde, Nihat Genç’in, o her kesim tarafından beğenilen ve Türk kültürünün kılcal damarlarında bile karşılık bulan yazıları/hikayeleri hariç etkili olduğunu söylemek fazla iyimserlik olur. Yeni Harman ise Leman’ın gölgesinde kalmanın yanında bir mizah dergisinden çok, ismiyle müsemma bir “harman” dergi portresi çizmektedir. Mizahın da bulunduğu bu harmanda güncel edebiyat tartışmaları da sıcağı sıcağına yer almaktadır.

Nasrettin Hoca, Bekri Mustafa, İncili Çavuş, Temel, Dursun, Karatepeli, gibi fıkra tipleri, Eşref, Neyzen, hatta Naim Hoca gibi klasikleşmiş mizah ustaları Türk Mizahının nelere muktedir olabileceğinin göstergeleridir. Sayısız mizah dergisi çıkarmaya yetecek malzeme bolluğunun yanında yalnızca Leman ve Yeni Harman dergilerinin (bu arada öğrenciliğinde 5 sayı Patlıcan isimli bir mizah dergisi çıkaran Süleyman Teyek’i tebrik etmeliyim) yayında olması, olsa olsa mizahta sözlü anlatımın görsele evrilerek devam ettiğini, “üretim”in Cem Yılmaz, Beyaz gibi “tek şov”cuların kişisel becerilerine kaldığını söylemek durumundayım.

Tek kişinin, Ahmet Doğru’nun mizah dergisi olan ve her satırında kıvrak bir zekanın izleri görülen Baykuş, ikinci sayısından sonra ötüşüne ara vermek durumunda kalmıştır.

Bir ev yapmadan olmaz…

Kim ne derse desin son on yılda Türk Edebiyatı, dergiler söz konusu olduğunda birkaç el tarafından şekillendirilmektedir. Biraz sonra adını anacağım bu dergilerin dışında kalanlar ise, sonunda o okula devam eden öğrenciler yahut o havuza açılan musluklar gibidir. Sakıncaları da olsa, buluşma noktaları diye tabir edebileceğimiz bu dergilerin dışında kalan irili ufaklı onlarca dergi, edebiyat kaygısından ziyade, içinde edebiyat da olan farklı kaygılardan beslenerek muhalif bir kimlikle çıkmakta ve aynı kimlikle günbatımı bir hayat sürmektedir. Dergileri çıkaran kadrolar elenmekte, az sayıdaki edebiyatçı, kurumsal dergiler diyebileceğimiz Varlık, Türk Edebiyatı, Adam Sanat, Hürriyet Gösteri, Dergah, Milliyet Sanat, Yedi İklim, Hece, son zamanlarda E gibi dergiler eliyle edebiyatçı hüviyeti kazanmaktadır. Şüphesiz bunun güçlü istisnaları vardır. Ancak, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar istisna(elbette müstesna) olarak kalmaktadırlar.

Popüler olanla olmayan arasında ayrım yapmadığını söyleyen sanat ve kültür dergisi Milliyet sanat, geride bıraktığı beş yüzü aşkın sayıda yüzlerce edebiyatçıyı ağırlamış, bunların çoğu elenmiş, bazıları ilk defa derginin görülür-gizli desteğiyle edebiyatçı kimliği kazanmıştır. Hürriyet Gösteri de aşağı yukarı aynı işlevi yerine getirmektedir.

Keza, Adam Sanat dergisinin yaptığı da bundan farklı değildir. Dergi, Milliyet Sanat gibi açılmasa bile, belli sınırlar dahilinde bir özel okul işlevini yerine getirmektedir. Bu okul sol edebiyatın en keskin çizgileriyle belirlenen bir alana kurulsa da, sonuçta öyle veya böyle kazançlı çıkan Türk Edebiyatı olmaktadır.

Milliyet Sanat’tan daha ılımlı bir yayın politikası izleyen E, andığım dergi kadar popüler olmasa bile, yaşayan, edebiyatı yaşatan, kalp atışları duyulan bir dergidir. Öteki diye tabir edilen kesimlere de zaman zaman el veren (el uzatan) E’nin bu tavrı kuşatıcı olmaktan çok, fark edilmemesi mümkün olmayanlara, ben de haberdarım, yaklaşımını yansıtmaktadır.

Her sayı dünya standartlarının üstündeki sanatçımız Hasan Aycın’ın bir çizgisiyle açılan Hece dergisi( Yedi İklim de her sayı aynı sanatçının çizgisiyle okuyucuya merhaba demektedir, yakın zamanda yayınına ara veren Yusuf Ziya Cömert’in çıkardığı Kayıtlar da…) ilk bakışta bir toplama yazarlar/şairler kadrosuyla çıkan dergi imajı uyandırmaktadır. Bunda, gerek Diriliş, Edebiyat, Yönelişler dergileri çevresinde/kadrosunda bulunan şair ve yazarların Hece’de yer alması, gerek doksan sonrası şiir ve yazı yayımlayan genç kuşak edebiyatçılara sayfalarını açması(onların kitaplarını yayınlaması) ve gerekse yalnızca edebiyatı öncelediği için daha değişik çevrelere ev sahipliği yapmasının rolü vardır. Dergi bir yandan özel sayılarla Türk Edebiyatının bilançosunu çıkarırken, diğer yandan yayıncılık yaparak yaşayan Türk edebiyatına yeni eserler kazandırmaktadır. Ayrıca, derginin çoğu sayısı dosyalarla çıkmakta, bu dosyalarda yaşayan edebiyatımızın usta kalemlerine dair değerlendirmelere yer verilmektedir.

Ali Haydar Haksal yönetiminde çıkan ve doksanlarda genç yazarlara-şairlere sayfalarını cömertçe açan Yedi İklim dergisi, yazar kadrosunda en fazla değişiklik olan dergilerimizden biridir. Derginin bu genç yazarların bir kısmının kitaplarını yayınlaması bile onları bu ocakta tutmaya yetmemiştir. Artık kurumsal bir hüviyet kazanan Yedi İklim, klasik edebiyatımıza karşı özel ilgisi, doğu şiirlerinden yapılan çeviriler, çıkardığı özel sayılar ve din-sanat ilişkisi üzerinde ısrarla yaptığı yayınla dergiciliğimizde farklı bir yer kazanmış bulunmaktadır.

Ülkemizde dergi yaşamlarının kısa süreli olması, dergi çıkaran çevrelerin “bir atım barut”la dergi çıkarmaları, erken tatmin, dergi kadrolarında çabuk bölünme… çıkan edebiyat dergilerinin kurumsallaşamadan kapanmalarını beraberinde getirmektedir. Şüphesiz bunun istisnaları vardır ve bu dergiler içerisinde Varlık ayrı bir yer tutmaktadır. Bugün Varlık dergisinin geride bıraktığı yetmiş yılda etkinliği ve etkisi incelendiğinde, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi kültür politikasının nasıl mesafe katettiği de anlaşılacaktır. Telif-tercüme yüzlerce kitap, Varlık yıllıkları, özel sayılar ve dosyalar, özenle ve özellikle tutunması için gayret sarf edilen şairler ve yazarlar, edebiyat ve kültür bağlamında yapılan tartışmalar, özetle, son yetmiş yılda bazen çizgi dışına çıksa da edebiyatın resmi yüzüne dair her konuda Varlık, adından en fazla söz edilmesi gereken dergidir. Varlık, aynı zamanda, bu ülkede bir türlü kendini güvende hissetmeyen bir sanat anlayışının yerleşmesi için Cumhuriyet devrimleriyle örtüşen bir ideolojik çizgide ısrarla çıkışını sürdürmüş, çıtasını yükseltmiştir. Bugün Varlık’la bir şekilde irtibatı bulunmayan sol ve Kemalist yazar hemen hemen yok gibidir.

Nasıl Varlık kaba tarifiyle solun kurumsallaşan dergisi olmuşsa, ömrünü Türk edebiyatına adayan, Türk Edebiyatı Tarihi müellifi Ahmet Kabaklı’nın bin bir emekle kurduğu Türk Edebiyatı Vakfı’nın yayın organı olarak çıkan Türk Edebiyatı (Ahmet Kabaklı’nın adının geçtiği yerde bu kadar Türk Edebiyatı geçmesi elbette isabetlidir) dergisi de yine aynı kaba tarifle milliyetçi sağın en uzun ömürlü dergisi hüviyetini haizdir.Milliyetçi sağda şair-yazar kimliğiyle tanınan hemen herkesin biyografisinde derginin ismi vardır. Ancak, etkileri itibariyle derginin Varlık ölçüsünde bir mektep olduğunu/oluşturduğunu söylemek gerçekten zordur. Kadrosunda çok sayıda şair ve yazarı barındırmasına rağmen dergi, tek adam dergisi kimliğinden bir türlü kurtulamamış, bir dönem Hisarcıların ağırlığını taşımıştır. Kabaklı merhumdan sonra, İsa Kocakaplan’ın yönetiminde ciddi bir açılım yakalayan dergi, yalnızca edebiyatla ilgili değil, oluşturduğu edebiyat dışı dosyalarla da okunurluğunu artırmış, aranan ve adından sıkça söz edilen dergiler arasına girmiştir. Beşir Ayvazoğlu, Hüsrev Hatemi, İskender Pala, Ahmet Turan Alkan gibi isimlerin sürekli yazdığı dergi, düzyazıda yakaladığı düzeyi şiirde ise bir türlü yakalayamamıştır.

Edebiyatımızın artık kökleşmiş, seçici bir yayın politikası izleyen, edebiyatın hemen her türüne yer veren, nitelikli olmak koşuluyla her kesimden edebiyatçıya kapılarını aralayan dergilerin başında şüphesiz Dergah gelmektedir. Mustafa Kutlu yönetiminde çıkan Dergah, kağıdı, ebadı, sayfa düzeni, derkenar sütunu, orta sayfa sohbetleri, “Hatıraların Gizli Tarihi” başlığı altında yayınlanan anılar ve yazarlarının Dergah Yayınlarından çıkan kitaplarıyla son dönem Türk Edebiyatının vazgeçilmez dergilerinden biri olmuştur.Taşra dergilerinde yetişen yetenekli gençler belli bir dönem sonra Dergah’a terfi ederek edebiyatımız içinde yerini almaktadır. İsmiyle müsemma bir yapıya sahip olan derginin bıraktığı izler bugün bile görülebilecek belirginliktedir. Ne var ki, Türkiye’de sözün ve yazının güç ve buna bağlı olarak derinlik kaybetmesinin sonuçları zaman zaman Dergah’ın sayfalarına da yansımaktadır.

Edebiyatımızın bilançosu…

Yedi İklim’in şehre ve kişiye özel sayıları (Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, M. Akif İnan, Nasreddin Hoca, Ebubekir Eroğlu, Muhammed Hamidullah, Kudüs, Endülüs, Konya özel sayıları. Dergi ayrıca şu şahıs şehir ve ülkelere özel bölüm ayırmıştır: Ramazan Dikmen, Ebubekir Eroğlu, Hasan Aycın, Arif Ay, Cemal Şakar, Orhan Okay, Necip Fazıl-Büyük Doğu Dergisi-, Alaeddin Özdenören, Bosna Hersek, Cezayir, Bağdat-Şam, Edirne, Erzurum, İzmir, Ankara, Kütahya, Sivas, Diyarbakır…) hariç tutulursa 3. bin yılın eşiğinden içinde yaşadığımız şu günlere kadar dergilerin özel sayı noktasında ciddi bir varlık gösteremedikleri görülecektir.

Bir zamanlar Türk Dili dergisinin Türk Edebiyatının her alanında çıkardığı özel sayılar bugün üniversitelerin Edebiyat Fakültelerinde kaynak yayın olarak okutulmakta ve önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Ancak, gerek bu özel sayıların yetersizliği, gerekse Türk Edebiyatında son yıllarda meydana gelen gelişmeler; yeni eserlerin yazılması, yeni anlayışların edebiyata girmesi, yeni şair ve yazarların yetişmesi, dergilerin daha kapsamlı özel sayılar hazırlamalarını zorunlu kılmaktadır. Nitekim bu boşluğun farkında olan Hece dergisi Türk Öykücülüğü, Türk Şiiri, Türk Romanı, Eleştiri ve Diriliş akımını enine boyuna işleyen/irdeleyen Sezai Karakoç merkezli Diriliş özel sayılarıyla Türk edebiyatına hatırı sayılır bir hizmette bulunmuştur. Derginin Tanpınar Özel Sayısı ise usta yazarın her yönünü yansıtmaktan uzak da olsa dikkate değer bir özel sayı olarak kitaplıklarımızda yerini almıştır.

Tarih, kitap, şehir, düşünce ve siyaset…

Bir zamanlar ilgiyle izlenen dergiler arasında Hayat Tarih Mecmuası ile Resimli Tarih Mecmuası belli bir yaşın üstündeki kuşağın tarihe bakışında derin izler bırakmıştır. Cemal Kutay’ın Yakın Tarihimiz dergisi bile bugün aranan, özlenen, dergi koleksiyoncuları için adı hayırla anılan dergilerden biridir. Andığım iki tarih mecmuasının yanında bugün Murat Bardakçı yönetiminde yayınlanan Hürriyet Tarih dergisi oldukça sönük kalır. Yine yayınını sürdüren popüler tarih dergisi “Popüler Tarih”, o eski tarih mecmualarının yerini kısmen de olsa dolduramayacak zayıflıktadır.

Yayınını sürdüren ve “tarih dergisi” bağlamında değerlendirilecek iki dergimiz daha vardır ki bunlardan biri geride bıraktığı yüzün üzerindeki sayısıyla, tarihin toplum hayatımızdaki izlerini sürmesiyle, bir takım güvenlik kaygıları nedeniyle resmi tarihin eğilmediği alanlara eğilmesiyle dikkat çeken Toplumsal Tarih dergisidir. Diğeri, Tarih ve Toplum dergisidir. İletişim Yayınları’nın çıkardığı dergi, Toplumsal Tarih’e nispetle daha kuşatıcıdır.

Tarih ve Medeniyet dergisi ise, aynı zamanda birer bilim dergisi olan Toplumsal Tarih ve “Tarih ve Toplum” dergilerinden farklı bir çizgiye sahiptir. Dergi, tarihimizin ve medeniyetimizin kayıtsız şartsız iyi olduğu tezinden hareketle yayın yapmaktadır.

Bir dönem Merdiven adıyla çıkan Ali Ural’ın dergisi Kitap Haber ile yine bir dönem Kalem ve Onur adıyla yayınlanan Mahmut Balcı’nın dergisi Editör, yayıncı olan her iki kişinin de kültürel kaygılarla beraber bir filizlik oluşturma düşüncelerinin, şahsi gelecek endişelerinin ürünleri gibi görünmektedir. Bu dergiler kitap ağırlıklı çıkmakla birlikte bir kitap dergisinden çok, yayınevlerini tanıtma amacına hizmet etmektedir. Oysa yakın zamanda yayın hayatına son veren Matbuat dergisi, Müteferrika, birkaç sayı yayımlanan Simurg-Kitap Kokusu ve halen belli aralıklarla yayınını sürdüren Kebikeç, sahafiye ağırlıklı olmakla birlikte dört başı mamur kitap dergileridir. Eren Safi’nin yönetiminde çıkan ve kitap dergisi hüviyetini haiz Kılavuz dergisi ise aynı zamanda hayatın kültürel nabzını tutmak gibi bir görevi ifa etme gayretiyle yayın hayatını sürdürmektedir. Fecr Yayınları’nın çıkardığı Fecre Doğru dergisi yayınevinin kitaplarını tanıtmanın yanında Türkiye’de son yıllarda İslami kaynaklara dönüşün kayıtlarını tutmaktadır. Pınar Yayınları’nın çıkardığı Umran Dergisi ise yerli ve köklerimizden beslenen bir uygarlık projesi sunmak için yayınını sürdürmektedir.

Kitap dergileri içerisinde Orhan Koçak yönetiminde çıkan Virgül dergisinin farklı ve özel bir yeri olduğunu söylemeliyim. Aynı zamanda bir eleştiri dergisi de olan Virgül, yeni olanla kalıcı olan arasındaki dengeyi gözeterek geride bıraktığı altmışı aşkın sayıda yayın ve düşünce dünyamıza sağlam bir tanıklığı gerçekleştirmektedir. Dergi, son yıllarda çıkan nispeten benzer dergiler arasında en uzun ömürlü ve istikrarlı olanıdır.

Yine, ülkemizin en verimli yayınevlerinden biri olan ve bir şair olmakla birlikte usta bir dergici olan yayınevi editörü Enis Batur’un gölgesini yansıtan Cogito, Sanat Dünyamız ve Kitaplık dergileri, sanat, edebiyat ve düşünce alanında yayınevine yazar yetiştirme ve yetişmiş yazarları bir okulda toplama kaygısıyla yayınlarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her sayısı bir “dosya” ile çıkan bu dergilerin Türk düşünce ve edebiyat hayatına katkıları küçümsenemeyecek boyuttadır.(Üç dergiyi de YKY çıkardığı için buraya aldım. Yoksa Cogito birinci sınıf bir düşünce dergisi olarak tanımlanabilir. Kitaplık önceden belirlenen konularda oluşturulan dosyalarıyla, genç ve üretken şairlere sayfalarında yer vermesiyle edebiyat dergilerimiz içersinde şimdiden iz bırakan dergiler arasındadır. Sanat Dünyamız, adı üzerinde, Türk Sanatına dair çıkan yeri doldurulamayacak bir dergidir.)

Bununla birlikte, Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinin haftalık, Dünya gazetesinin aylık kitap eklerleri “…Kitap”lar ile Akşam Gazetesinin Akşamlık eki, geniş kitleleri kitaptan haberdar eden dergiler olduğu için önemsenmelidir.

Tarih Vakfı tarafından yayınlanan İstanbul, dört başı mamur bir “kent kültürü” dergisi görünümü vermektedir. Kültürel zemin kaymasının kentlerdeki olumsuz izdüşümünü, olumsuz yönde nasıl değiştiğimizi “İstanbul”dan izlemek acı da olsa, rahmetli Refik Halid’in ağzıyla “Bu Bizim Hayatımız” demek durumunda kalıyoruz. İstanbul, İstanbul’un muhteşem tarihini de ihmal etmeyerek, daha çok günümüzün İstanbul’una değinen bir yayın politikası izlemektedir.

Yine İzmir’de yayınlanan “İzmir İzmir Kent Kültürü ve Sanat” dergisi renkli bir geçmişe sahip olan ilin bugününden geçmişine ve geleceğine köprüler kurmakta, kültürel, tarihi ve sanatsal kayıtlarını tutmaktadır. Kentle ilgili değer taşıyan ve kültürel nitelikli olan bütün alanları sayfalarına taşıyan dergi, şehir dergiciliğimizde müstesna bir yer işgal etmektedir.

Kültür sanat edebiyat dergilerine oranla, son birkaç yılda yayınlanan düşünce dergilerinin daha bir kendine güvenen, ne söylediğini bilen bir çizgide olduğunu görmekteyiz. Türk düşüncesinde ayrışma ve kopmadan çok, son tahlilde, ortak düzlemde buluşmanın kaçınılmaz olduğunu değişik kesimden düşünce üretenlerin aynı zamanda ve aynı düzlemde söylüyor olması, gerçekten sevindiricidir. Cogito, Doğu Batı, Düşünen Siyaset, Kutatgubilig, İslamiyat, Türkiye Günlüğü, Tezkire, Birikim, Divan, Bilgi ve Düşünce gibi dergilerin ana hatlarıyla oluşturduğu düşünce haritasının, bilimin özgür olmadığı bir dönemde çizilmesi, sınırlarla oynayanların Üniversite çıkışlı olması, her şeye rağmen ümit vericidir.

Bu dergilerden, Ercan Şen’in (Vadi Yayınları) yaklaşık on yıldan bu yana yayınladığı sosyoloji ve felsefe ağırlıklı çıkan Tezkire dergisi öncü ve farklı bir çıkış yapmıştır. Genç bilim adamlarını kadrosunda toplayan Tezkire, güncelin tuzağına düşmeyen, sorgulayıcı, eleştirel ve yaşadığımız kültürel ortamın temellerini irdeleyen tavrıyla, dünya gündemini oluşturan gizli elin/ellerin bilimi nasıl araçsallaştırdığı vurgusunu ısrarla işlemektedir.

Düşüncenin akademik bir dilin dışına çıkılarak ve uygulama alanları aranarak sunulduğu Özgür ve Bilge (Van’da çıkıyor), Karizma, Anlayış, Yarın gibi dergiler, toplum hayatımızın nereye gittiğine dair kaygıları dile getirmekle beraber, içinde bulunduğumuz medeniyetin çıkmazlarını sorgular bir tarzda yayın yapmaktadır. Bunlar içerisinde bir dergiden çok aylık gazeteyi andıran Yarın dergisi farklılık arz etmektedir. Daha önce Ülke dergisi etrafında toplanan yazarlar tarafından çıkarılan aylık siyaset ve düşünce dergisi Yarın adından da anlaşılacağı üzere düşünce ve siyaseti buluşturma gayreti içerisinde olan bir yayın politikası izlemektedir. Burhan Metin, Altay Ünaltay gibi isimlerin öne çıktığı dergi siyasetin kökenindeki sorunları irdelemesi ve satır aralarında sunulan çözümlerle bir nevi strateji dergisi hüviyetini de haizdir.

Strateji dergisi kimliğinin öne çıkaran bir başka dergi ise 2023’tür. Dergi, daha çok Türk Dünyasının Türkiye açısından önemi (Türkiye’nin Türk Dünyası açısından önemi) ve izlenmesi gereken siyasal, kültürel, ekonomik yolların nereye çıkacağına dair görüşler ileri sürmektedir. Derginin yönetici kadrosunu bir zamanlar Bizim Ocak dergisini çıkaran ekip oluşturmaktadır.

Türk Dünyasına yönelik daha kapsamlı yayın yapan bir başka dergi de “da-(Diyalog Avrasya)” dergisidir. Dergi, Türk Dünyasının önde gelen düşünürlerine, edebiyatçılarına kapılarını aralamakla kalmamış, bunlar arasında bir diyalogu da gerçekleştirme yolunda önemli mesafe kat etmiştir. Da, ciddi bir strateji dergisi olmanın yanında, geniş bir coğrafyada yaşayan Türkçe’nin ve genel anlamıyla Türk Dünyası Edebiyatının günümüzde geldiği düzeyi göstermesiyle, bir ilki gerçekleştirmektedir.

“Sahnenin dışındakiler”…

Kültür/sanat/edebiyat dergilerinin büyük bir kısmı en fazla ne yaptığını bilen hesaplı kitaplı birkaç kişi tarafından çıkarılmaktadır. Bazen bu dergilerde ne yaptığını bilen ve diğer dergidaşlarını dolgu malzemesi yahut vagon olarak kullanan bir lokomotif kişi bulunmaktadır. Bunun en tipik örneği önce Şehrengiz adıyla, sonra Atlılar adıyla, daha sonra Huruç adıyla çıkan ve yakınlarda Fayrap olarak çıkması beklenen dergidir ki, lokomotif kişi Hakan Arslanbenzer’dir. Arslanbenzer geleneği dönüştürerek kalıcı olma peşinde değil, bir ilki gerçekleştirerek (örneğin Garip akımının Orhan Velisi gibi) Türk edebiyatında iz bırakmayı hedeflemektedir

Daha önce edebiyat/kültür/sanat dergisi/dergileri çıkaran kimi şair ve yazarların zaman zaman siyasal içerikli bir dergi çevresinde toplandıkları, o dergiye farklı bir kimlik kazandırdıkları da görülmektedir. Nitekim A’raf ve Son Duvar dergilerini çıkaran Mehmet S. Fidancı ile Cengizhan Orakçı, yine Çete, Muhabir, Gerçek Hayat dergilerinden tanıdığımız gazeteci Hakan Albayrak’la birlikte bir siyasi dergi olan Nizam-ı Alem’i kültür-sanat eksenli çıkarmışlardır.

Bunun daha değişik bir yönü ise ağırlığını genç şairlerin, edebiyatçıların oluşturduğu bir yazar kadrosu tarafından çıkarılan haftalık Gerçek Hayat dergisinde görmekteyiz. Genç kuşak şair ve yazarlar bu dergide edebiyattan çok siyasi ve toplumsal içerikli yazılar kaleme almaktadırlar. İsmet Özel’in yazı ve konferanslarıyla yerli bir okuyucu/izleyici halkası oluşturmaya çalışan derginin daimi yazar kadrosunda Hakan Albayrak, Gökhan Özcan, Mevlana İdris Zengin, Murat Menteş, Suavi Kemal Yazgıç gibi şair ve yazar isimler dikkat çekmektedir.

Vadi Yayınları’nın (Ercan Şen’in) sahipliğinde, Osman Özbahçe ve Ali K.Metin’in yönetmenliğinde önce Tezkiye adıyla düşünülen Kökler dergisi yayın hayatına başlamıştır. Büyük iddialarla yola çıkan bu derginin gerek yayın aralığının edebiyat gündemini oluşturmaktan uzak olması gerekse istenilen kadroyu toplayamaması Kökler’i dergilerden bir dergi konumunda bırakmıştır.

Olumlu manasıyla kullanırsak, gerçekte her dergi bir çetedir. Bu dergiler içersinde “kırk kişilik bir çete” olan Kırklar dergisi derli toplu görünümü ve yalnızca edebiyatı önceleyen tavrıyla ayrı bir yere sahiptir. Yayınına ilk Kırkayak adıyla ( bu isim Ordu’da çıkan Kertenkele dergisini çağrıştırdı) yanılmıyorsam dokuzuncu sayıdan sonra Kırklar adını almış, bazen aylık, bazen iki aylık periyotta yayınını sürdürmüş, bir dönem “Kırklar Edebiyat Dizisi” adı altında bir yayınevinin bünyesinde kitaplar yayınlamış, daha sonra Birun Yayınları’na intisap ederek yeniden “sayı 1”den başlamış bir dergidir. Kadrosunda her zaman 40 genç yazarı barındırmayı başaran derginin yolculuğu oldukça sağlıklı bir zemin üzerinde devam etmektedir. Dergi kadrosundaki şair ve yazarların kitaplarını Birun Yayınlarının Edebiyat Kitapları serisinden yayınlamakta, böylece kalıcı bir külliyat oluşturmayı hedeflemektedir. İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın, Ali Emre, Ahmet Murat gibi şairlerin etkin olduğu dergi ürün yayımında seçici bir tavır sergilemektedir.

Yalnızca 6 sayı yayınlanan Yansıma dergisi, gündelik hayatımızın edebiyata yansımasını, doğal olarak edebiyatımızın gündelik hayatımıza yansımasını önceleyen bir çizgide çıkmıştır. Hüseyin Karaca’nın gayretleri de derginin ömrünü uzatmaya yetmememiş, dergi, belli bir ivme yakalamışken karşılaştığı edebiyat dışı sorunlarla kapanmak zorunda kalmıştır.

Sanal devrimle birlikte edebiyat ve sanat dergileri de yavaş yavaş sanal ortama taşınmıştır. Gazeteci Melih Bayram Dede’nin editörlüğünde internet ortamında yayınlanan Dergibi bu dergiler içerisinde dinamik bir yapı sergilemektedir. Yine eleştirmen-yazar Ömer Lekesiz’in editörlüğünü yaptığı aylık olarak güncellenen Edebistan dergisi öykü ağırlıklı çıkmakta ve ağırbaşlı bir edebiyat dergisi izlenimi uyandırmaktadır. Şiirden öyküye, müzikten sinemaya sanatın her alanında ürün yayınlayan, öykücü kardeşler Mehmet ve Abdullah Harmancı yönetiminde çıkan 40 İkindi ise renkli ve sıcak bir dergi olarak internet ortamında yerini almıştır. Dergi, daha önce Varide, Jurnal, Aşiyan, Çerağ gibi dergilere ev sahipliği yapan Konya’dan yönetilmektedir. Bu arada aylık olarak yayımlanan pek çok edebiyat dergisi aynı zamanda internet ortamında yayınlanmaktadır.

Kemal Aykut yönetiminde Almanya’da yayınlanan Kaf Dağı dergisi, özellikle Batı Avrupa’da yaşayan Türk şair ve yazarların ortak sesi olması açısından önemlidir. Ciddi, düzeyli bir edebiyat dergisi olan Kaf Dağı, çoğu genç kuşağa mensup Türkiyeli yazarların da ürünlerini yayınlamakta, dikkate değer yazarlarımız hakkında dosya oluşturmaktadır.

Nevi şahsına münhasır dergilerimizden biri de Kaşgar dergisidir. Ustalarla gençleri buluşturan dergi, Türkiye’de öteki yadırgamacılığının esnek olduğu dergilerin başında gelmektedir. Yer yer doğudan ve batıdan klasik metinlerin de yer aldığı dergi, iki şair, Ömer Erdem ve Cevdet Karal yönetiminde çıkmaktadır. “Kitap gibi” bir seçki olan ve Kitabevi’nin sahipliğinde yayınını sürdüren Kaşgar, genel olarak, seçkinci ve estetik kaygıların ön planda tutulduğu bir dergi görünümü vermektedir
.
Ahmet Yıldız yönetiminde Ankara’da çıkan Edebiyat ve Eleştiri dergisi, on yıldır ayakta durma başarısını göstermekle birlikte, eleştirinin de edebiyatın da derinlikli irdelenmesinde bekleneni vermekten uzaktır. Bu uzaklık, büyük ölçüde, derginin gündelik edebiyatın nabzını tutma kaygısından kaynaklanmaktadır. Gerek Ahmet Yıldız’ın yazılarından, gerekse dergideki eleştirel metinlerden anlaşılan, Edebiyat ve Eleştiri’nin, eleştiriden çok yakınma, yadırgama, yadsıma üzerine bir çizgide yayın yaptığıdır. İlk çırpıda kendini ele veren bütün bu olumsuzluklara rağmen dergi, muhalif duruşuyla Türk Edebiyatında bir şeylerin yolunda gitmediğinin altını ısrarla çizmesi açısından önemsenmelidir. Ne var ki, yolunda gitmediği işlenen ve vurgulanan şeylere karşı önerilen “edebiyat” da kavrayıcı ve kuşatıcı olmaktan bir hayli uzaktır.

“Öteki”nin diliyle yayın yapan Kum Yazıları, Ordu’da çıkmasına rağmen, gerek aykırı duruşu, gerekse sorunları irdeleyiş tarzıyla Ordu sınırları içinde değerlendirilemeyecek kadar özgün bir yapıya sahiptir. Derginin ilk sayılarında görülen Gökhan Akçiçek’in şiirleri çocuk edebiyatımızın parlak örnekleri gibidir. İlk sayısından son sayısına değin, derginin yazı seçiminden baskısına, dağıtımına kadar her şeyiyle ilgilenen Selçuk Küpçük, yalnızca Ordu Basın Tarihi’ne değil, Türk Dergicilik Tarihi’ne (böyle bir tarih yazılmalıdır) de “farklı” bir dergi bırakmıştır.

Türkiye’de edebiyatın bir türüne münhasır dergiler de çıkmaktadır. Yakın zamanda Cengiz Coşkun yönetiminde 36 sayı yayımlanan “Kırağı Şiir Dergisi” (taşra-merkez tartışmalarının odağı olmuştu), öyküde belli bir külliyat oluşturmuş olan Adam Öykü, halen yayında olan Kül Öykü, Eylül Öykü, çıkma hazırlıkları süren Hece Öykü dergileri klasik anlamda cönk özelliği taşıyan dergiciliğimizin farklı ve modern kanatlarını oluşturmaktadır. Yine Posta Kutusu ismiyle yayımlanan mektup dergisi ise bir ilki gerçekleştirmektedir. (Biyografi dergisini de burada anmalıyım.) Ancak edebiyatımızda şu ana kadar bir roman dergisi yayımlanmış değildir.

Ülkemizin kültür kurumlarının çıkardığı dergilerde devletin hantal işleyişine paralel olarak bir durağanlık, kendini kilitlemişlik görülmektedir. Kitap tanıtım ve eleştirileriyle, göz dolduran makaleleriyle farklı bir yere sahip olan Bilig bile, biçimci tavrı sayesinde istenilen doğurganlığa bir türlü ulaşamamıştır. Türk Dili dergisi ise gittikçe irtifa kaybeden, akışkanlıktan uzak, bıktırıcı derecede detaylara boğulmuş makaleleri (sayfa sayısına göre yazılara telif ödediği için olmalı) ve şiirle uzaktan yakından alakası olmayan metinleriyle taşra dergilerinin bile gerisinde kalmaktadır. Bu dergiler içerisinde devingen bir yapıya sahip olan Milli Eğitim dergisidir. Ancak, yazar kadrosunu Milli Eğitim camiasıyla sınırlaması derginin açılım yapmasını engellemektedir.

İstanbul’un taşrası, taşranın İstanbul’u…

Ağırlıklı olarak daha önce Kardelen, Özülke, Düş Çınarı dergileri etrafında toplanan bir ekibin çıkardığı Ay Vakti dergisi (bu ekibe Adana’da 12 sayı Yeni Sıla adında hoş bir dergi çıkaran Recep Garip ve arkadaşları da dahildir) taşranın İstanbul’da yaşama serüvenini çarpıcı bir şekilde göstermesi açısından ilginçtir. Andığım üç dergi de İstanbul’da çıkmasına karşın ayaklarını Anadolu’nun her kültür şehrine basmakta ve oralardan beslenmektedir. Bu dergilerde şiir ve yazı yayımlayan gençlerin bugün farklı dergilerin yazar ve yönetim kadrolarında bulunmaları taşra dergilerinin doğurgan bir yapı sergilemeleri açısından dikkat çekicidir. Nitekim Kardelen’de etkin olan Müştehir Karakaya, Van’da gerek Vefa Taşdelen’in çıkardığı Seyir dergisine verdiği destekle, gerekse çıkardığı Hazan dergisiyle ayakta kalma mücadelesini sürdürmüştür. (Yeri gelmişken Çağrı Gürel’in Van’da Ihlamur adında bir şiir dergisi çıkardığını belirtmeliyim.) Taşdelen’in Seyir’i kapanmış, bu sefer Mehmet Kurtoğlu yönetiminde Şanlıurfa’da bir “Seyir” dergisi çıkmıştır. Tekrar Ay Vakti’ne dönersek, dergi, bir dönem Endülüs isimli bir dergi çıkaran Adem Özbay’ın katkılarıyla çehre değiştirmiş, daha renkli, daha hareketli bir hal almıştır. Bugün Şeref Akbaba ve Nurettin Durman’ın vesayeti altında, ağır akan tanıdık bir dere gibi yayınını sürdüren Ay Vakti, bir kısmı “merkez” dergilerinde ürün yayımlayan kadrosuyla yılda on bir sayı düzenli bir şekilde okuyucusuna ulaşmaktadır.

İstanbul Bir Nokta dergisi de Kardelen çizgisinin doğurduğu bir dergi olarak değerlendirilebilir. Taşranın İstanbul’daki masum ama müdrik yüzü olan dergi, Mürsel Sönmez’in, kente ve edebiyata içerden bakışı sayesinde taşra dergilerinin karakteristik özelliklerini fazlaca yansıtmamaktadır.

İstanbul’da yayınlanan taşra-merkez arasında kalmış bir dergi de Kuzey Yıldızı’dır. Dergi iki aylık bir periyotta çıkmakta, çeviri şiir ve söyleşilerle sayfalarını zenginleştirmeye çalışsa da, kadrosunun genç ve yeni isimlerden oluşmasının olumsuzluklarını yaşamaktadır.

“Bereketli topraklar üzerinde”…

Bizim katılmadığımız ancak, genel kabulle merkez dergileri diye isimlendirilen ve daha çok İstanbul’da çıkan edebiyat dergileri, bu dergilerin kadrosunda bulunan yazarlar, şairler, dergi yöneticileri Anadolu dergilerini taşra dergileri diye isimlendirmekte, bu dergilerden bahsederken küçümser bir ağız kullanmaktadır. Oysa merkez (yahut metropol) dergilerinin kadrosunda bulunan şair ve yazarlar bir zamanlar taşra dergilerinde yazı ve şiir yayımlatarak tebarüz etmişlerdir. Daha da ilginci, bu merkez dergilerinin yöneticilerinin çoğu da taşralı okumuş çocuklardır.Yine de bereketli topraklar üzerinde filizlenen bu Anadolu dergilerini ayrı değerlendirmek durumundayım.

Sivas’ta bir zamanlar öykücü Hasan Kaya ile birlikte Ruzigar dergisini çıkaran, daha sonra aynı ilde yayınlanan Martı dergisinde kısmen yer alan şair Hüseyin Kaya’nın yönetmenliğinde çıkan Sühan dergisi anılan iki dergideki bir kısım yazarların da katkılarıyla sıcak, sıra dışı bir çizgide yoluna devam etmektedir. Sivas’ın yetiştirdiği iki önemli kalemi, Ahmet Turan Alkan(Recai Güllapdan müstearıyla) ve Berat Demirci’yi de sayfalarında ağırlayan dergi taşrada çıkan edebiyat dergileri içinde en özgünlerinden biridir.

Yine, Martı dergisinden hatırladığımız Said Türkoğlu ve arkadaşlarının Kayseri’de çıkardıkları Yitik Düşler dergisi içten duruşuyla zikredilmeye değer bir dergidir. Gerek Nuh Utku’nun derinlikli yazıları, gerek Cihan Okuyucu’nun “gazel yorumları”, gerekse bazı sayılarda tanınmış edebiyatçılarla yapılan söyleşilerle, az ama ilgili bir okuyucu kitlesi oluşturan dergi, Said Türkoğlu’nun Van’a taşınmasıyla şair Mustafa Uçurum tarafından Tokat’ta çıkarılmaya başlanmıştır. Taşranın riyasız dili olan derginin geride bıraktığı otuzu aşkın sayı Anadolu çocuklarının bütün samimiyetlerini yansıtmaktadır.

Erzincan’da Vadi Çiçekli, Ahmet Bozkurt ve Şamil Potur’un bin bir itina ile çıkardıkları “Le Poéte Travaille” (Şair Çalışıyor) isimli dergi tasarımı, baskısı, kağıdı ve içeriğiyle taşrada çıkan dergilerin en özgünlerinden biridir. Dergi yalnızca Erzincan’da mukim yazar ve şairlere sayfalarını açmakla kalmamakta, “merkez” dergilerinin “ağır” isimlerini de konuk etmektedir.

Kayseri’de yayınını sürdüren Berceste dergisi, yeni isimleri kadrosuna almasına rağmen aynı şehirde uzun yıllar yayınlanan folklor-edebiyat dergisi Erciyes’in oluşturduğu muhafazakar yazı alanının dışına taşabilmiş değildir. Daha önce Geçit ve Yedi Harf gibi özgün edebiyat dergilerine de ev sahipliği yapan Kayseri, taşra dergileri için bir merkez olma potansiyelini sürdürmektedir. Tokat’ta yayınını sürdüren Künbet dergisi ise bir türlü “mahalli gazete” hüviyetinden kurtulamamıştır.

Trabzon’da yayınlanan Aralık dergisi (geçtiğimiz yıllarda aynı ilde Gelecek isimli bir düşünce dergisi ile Uzun Sokak adında bir edebiyat dergisi yayınlanmıştı) değişik illerdeki onlarca refiki gibi “taşra” sınırları içersinde bir kimliği sahiplenmektedir. Eleştirelden çok tepkisel, yeniye yaklaşımı temkinli ve muhafazakar bir tutum içeren derginin yayın kadrosunda Trabzonluların yanında başka illerde yaşayan ve başka dergilerde yazan kalem sahipleri de bulunmaktadır.

Alişan Demirci ve arkadaşlarının Kahramanmaraş’ta çıkardıkları ve daha çok bir öğrenci dergisi olan Okuntu, heyecanlı ve edebiyatta devrimci tutumuyla öğrenci dergisi kimliği dışında değerlendirilmesi gereken bir dergidir. Dergi, son sayısını Cahit Zarifoğlu Özel Sayısı olarak çıkaracağını açıklamış ve yayın hayatına veda etmiştir.

Yine, Kahramanmaraş’ta şair-akademisyen Mehmet Narlı’nın öğrencilerinin çıkardığı Genç Adım dergisi edebiyat merkezli bir yayın yapmaktadır. Derginin kadrosunda çoğu üniversite öğrencisi olan “genç kalemler”in yanında, Maraşlı şairler ve yazarlar da bulunmaktadır.

Zarifoğlu özel sayısı çıkaran bir başka öğrenci-taşra dergisi de Bursa’da yayınlanan Vivo’dur. Vivo düzensiz de olsa yayınını sürdürmektedir. Dergi, Metin Önal Mengüşoğlu, Mehmet Ragıp Karcı, Cevat Akkanat gibi isimlerin yazı-şiir destekleriyle öğrenci dergisi kimliğinin bir ölçüde dışına çıkmıştır.

Elazığ’da Nazım Payam’ın yönetiminde çıkan Bizim Külliye dergisi, taşra dergileri içerisinde derli toplu yayın yapan bir başka dergimizdir. Dergi, diğer taşra dergilerinden topladığı yazar kadrosu yanında, Türk Dili, Türk Edebiyatı gibi artık kökleşmiş dergilerin de yazar ve şairlerinden de ürün yayınlamaktadır. Mahmut Bahar, Asaf Halet Çelebi üslubunu andırır şiirlerini, Ömer Demirbağ gazellerini yalnızca Bizim Külliye dergisinde yayınlamakta, Fırat Üniversitesine mensup akademisyenlerin yazıları da ayrıca dergide yer almaktadır. Dergi, Elazığ için bir soluklanma alanı olarak görülebilir.

Burada yakın zaman Erzurum dergiciliğine değinmeden geçmek eksiklik olur. Bir dönem rahmetli Nazir Akalın’ın “yaşatan” katkılarıyla Karçiçeği, Mina, Palandöken dergilerinin yayınlandığı Erzurum’da, şehri terk eden üç beş emektarın eksikliği hissedilmekte ve maalesef edebiyat dergisi çıkmamaktadır. Vefatından önce Akalın’ın Ankara’da çıkardığı iki sayılık Karçiçeği dergisi de şairin hazin macerasında mühim bir nokta olarak yerini almıştır. (Bugün Erzurum’da yayınlanan Çizgi dergisinin halefleri göz önüne alındığında oldukça amatör bir çizgide yayın yaptığı görülmektedir.)

Adapazarı’nda yayınlanan Irmak ve Adıyok dergileri de taşra dergileri içerisinde anılmaya değer dergilerdir. Irmak dergisine göre, daha özgün bir yapıya sahip olan Adıyok yeniliğe açık bir duruşa sahipken, Irmak Adapazarı çevresindeki mahalli yazarları bir dergi için yeterli görmektedir.

Çanakkale’de çıkan Yarabandı dergisi, riyasız ve sıcak bir yüzle okuyucusuna ulaşmaktadır. Dergi, okuyucu oluşturmak, kültürel bir atmosfer yaratmak kaygılarından azade, “içimizden geldiği gibi bir eylemde bulunalım” havasıyla çıkmış izlenimi uyandırmaktadır.

Samsun’da çıkan Yolcu dergisi ilk sayılarda bu ilde yaşayan idealist gençlerin bir toparlanma mercii olmuştur. Zamanla kendisini geliştiren derginin kadrosu genişlemiş, ancak, edebiyata muhalif bir yol açma gayretleri yerini durağan bir seyire bırakmıştır. Ne var ki, derginin kullandığı görsel malzeme, sayfa düzeni, ebatları ve diğer unsurlarla birlikte değerlendirildiğinde dergi, bu durağanlığı muhalif bir zarf içinde sunmayı başarmaktadır.

Ülkemizde taşrada yayınlanan dergilerin hemen tamamı kişi dergileridir. Çoğu zaman bir, bazen birkaç kişinin ülküsü, emeği ve heyecanıyla çıkan bu dergiler hayata pamuk ipliğiyle bağlı, adeta kopmak, kapanmak için çıkmış dergiler intibaı uyandırmaktadır. Genellikle sahibinin prosedürü tamamlamak için dışarıdan bulunduğu, asil sahibinin genel yayın yönetmeni ismiyle bir edebiyat öğretmeni yahut edebiyat sever bir devlet memuru olduğu bu dergiler, o bir kişinin rahatsızlanması, başka bir şehre naklinin çıkması, iş yoğunluğunun artması, öğrenci ise okulunun bitip iş hayatına atılması gibi uzak nedenlerden dolayı, yayınını aksatmak, ara vermek yahut kapanmak durumunda kalmaktadır. Cevat Akkanat’ın dört sayfa olarak çıkardığı Lika bu dergilere verilecek iyi bir örnektir. Şanslıdır; çünkü Akkanat’ın Kırıkkale’den Bursa’ya taşınması sonrasında o da Bursa’ya taşınmıştır. Şair, yazı bulamadığı zamanlar Lika’yı bir düzine takma ismin yazısıyla doldurmakta, ilgilisi adedince çoğaltmaktadır.

Birazcık edebiyat…

Bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’de yetişen şairler ve yazarlar edebiyat dergilerinden yetişmektedir. Bu yazının kaleme alındığı dönemde ülkemizde bir bölü üç asırdır yayın hayatında olan Sızıntı dergisi(etkileri Sızıntı kadar olmasa da Zafer dergisi de aynı bağlamda değerlendirilebilir) neredeyse yarım milyon basılmakta ve dağıtılmaktadır. Sivil, Müslüman, ama, seküler bir gözlük kullanan aydınların diliyle inancı işleyen bu derginin yetiştirdiği çocuklar okul açmışlar, şirketler kurmuşlar, dünyanın dört bir yanında Türkiye’nin yüzünü ağartacak işler yapmışlardır ama ne yazık ki bu dergiden üslup sahibi bir yazar, bir tiyatrocu, bırakın dünyayı, memleket çapında bir romancı, özgün bir şair çıkmamıştır. Aynı çevrenin çıkardığı Yeni Ümit, Sızıntı’nın ağır çekimdeki yahut koyulaştırılmış halidir. Edebiyat dergisi adıyla çıkan Yağmur ise, bilinçli olarak sunulan kitlenin edebiyata uzaklığı neticesinde varlığıyla yokluğu belli olmayan bir dergi olarak kalmaktadır.

Ülkemizde siyasal partilere yakın gurupların da içinde edebiyat bulunan dergiler çıkardıkları görülmektedir. Az da olsa iyi yazarların yer aldığı bu dergilerin başında Anadolu Gençlik dergisi gelmektedir. Gökhan Özcan ve İbrahim Tenekeci gibi isimlerin yer aldığı dergi kapalı devre yayın yapmakta, genel okuyucuyu fazla umursamamaktadır. Aynı çizgide yayın yapan ancak yayın periyodunda aksamalar olan bir başka dergi de, yine bir siyasi partiye yakın isimlerin çıkardığı Çınar dergisidir. Dergi, Osmaniye’de çıkan Güneysu dergisi etrafında toplanan kişiler tarafından yazınsal anlamda desteklenmektedir. Daha çok çocuk edebiyatı türünde verdiği eserlerle tanınan Bestami Yazgan’ın “öğrenci”lerinin şekillendirdiği dergi Anadolu Gençlik dergisine nispetle etki alanı dar bir yayın politikası izlemektedir.

Folklor neye düşman?

Meslek odaları, dernekler, vakıflar, sendikalar ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla belediyeler kendilerini ifade etmek, en azından faaliyetlerini üyelerine duyurmak için dergiler çıkarmaktadır. Bunlar içerisinde Yol Kültürü gibi, İstonbul gibi kültürel ağırlıklı dergiler neredeyse kültür/sanat/edebiyat dergilerine taş çıkartır güzelliktedir. Yine, iç göçlerle birlikte büyük kentlerde önemli ölçüde nüfusa sahip olan illerin, kasabaların “hemşehri” derneklerinin çıkardığı dergiler de bulunmaktadır. Logosunda bilmem nere kültür derneğinin yayın organıdır yazan bu mütevazı dergiler şu açıdan önemlidir: O bölgenin sorunlarını, coğrafi güzelliklerini duyurmanın yanında kaybolmaya yüz tutan folklorik değerleri de kayda geçirmektedirler. Bunun en çarpıcı örneği, çeyrek yüzyıldan fazla bir geçmişe sahip olan Ağın dergisidir. Dergi halen belli bir periyotta yayınını sürdürmektedir.

Daha çok adında “…kültür derneği” ibaresi olan hemşehri derneklerinin çıkardığı, içinde folklorik yazılar da olan dergiler dışarıda tutulursa, Folklor/Edebiyat dergisi, kendi alanında biricik olmayı sürdürmektedir. Pertev Naili Boratav’ın ömrünü adadığı, dönüştürüldüğü takdirde edebiyatımız için bitmez tükenmez bir kaynak olan halkbilimine edebiyatçılarımızın ve aydınlarımızın kayıtsız kalması telafisi mümkün olmayan bir kayıptır. Folklor/Edebiyat bu düşünceden hareketle, önemli bir boşluğu doldurduğunun bilinciyle yayınını sürdürmektedir. Bunun yanında, iletişimden tarihe, müzikten antropolojiye diğer disiplinlerle dirsek temasını önemseyen dergi, hazırladığı özel bölümlerle de bir kadirşinaslık örneği sergilemektedir.

Sonuç:
Bazılarını ilk sayısından itibaren izlediğim, bazılarını birkaç sayı bulundurduğum bunca dergi, gözden kaçanlar, bana ulaşmayanlar ve unuttuklarımla birlikte, bütün eksikliklerine, acemiliklerine rağmen Türkiye’nin hem derin kültürel birikimine sahip çıkma kaygısından dolayı, hem de öyle veya böyle bu birikimi değerlendirme çabasından dolayı, tamamı önemsenmeyi ve zikredilmeyi hak eden dergilerdir. Birkaç istisna dışında bu dergiler ya okul kaçkınları yahut okulu ciddiye almayan alaylılar tarafından çıkarılmaktadır. Bu bile, zorla giydirilmek istenen kültürel gömleğin bizim çocuklar tarafından bir türlü şık bulunmadığının belirgin göstergesidir.

Bu yazıyı kaleme alan kişi, taşra merkez ayrımı gözetmeksizin yaklaşık on beş yıldır dergilerde yazmaktadır. (Adıyok-Adapazarı, Aşiyan-Konya, Avaz-İstanbul, Ay Vakti-İstanbul, Bağrıyanık-Ankara, Bakış-Afyon, Bay-Yugoslavya, Baykuş-Osmaniye, Bizim Külliye-Elazığ, Çerağ-Konya, Çınar-Ankara, Dergah-İstanbul, Dergibi-İstanbul, Düş Çınarı-İstanbul, Edebistan-İstanbul, Edebi Pankart-Sivas, Endülüs-İstanbul, Erciyes-Kayseri, Güneysu-Osmaniye, Harman-İzmir, Hazan-Van, Hece-Ankara, İkindi Yazıları-Kahramanmaraş, Jurnal-Konya, Kalem ve Onur-Erzurum, Karçiçeği-Ankara, Kertenkele-Ordu, Kırağı-Osmaniye, Kırkayak/Kırklar-İstanbul, Kırkikindi-Konya, Kum Yazıları-Ordu, Lika-Kırıkkale/Bursa, Martı-Sivas, Mina-Erzurum, Palandöken-Erzurum, Patlıcan-Osmaniye, Rayiha-İzmit, Ruzigar-Sivas, Sabır-Ankara, Seviye-Çorum, Seyir-Şanlıurfa, Seyir-Van, Sühan-Sivas, Şafak-Batı Trakya, Şardağı-Kahramanmaraş, Taşra Edebiyat-İzmit, Tepe-İstanbul, Türk Edebiyatı-İstanbul, Ülke-İstanbul, Varide-Konya, Yalnız Ardıç-Kahramanmaraş, Yansıma-İstanbul, Yedi İklim-İstanbul, Yeni Dergi-Ankara, Yeni Kuşak-Ankara, Yeni Sıla-Adana, Yitik Düşler-Kayseri/Tokat, Yolcu-Samsun…) Bazı dergilerin kuruluşunda emeği geçmiş, kapanmasında evlat acısı duymuştur.Genelin itiraz edeceği yargılarda bulunsa bile bunda samimidir. Diğer taraftan, yalnızca, yazdığı dergilerin isimleri ve nerelerde çıktıkları bile ülkemizin ne denli renkli bir “dergiciliğe” sahip olduğunu göstermesi bakımından kayda değer.

Tekrar etmek gerekirse, Türkiye söyleyecek sözü, çıkaracak dergisi olanlar için bir özgürlükler ülkesidir. Elbette sorunlarımız vardır. Her alanda olduğu gibi, bilinç düzeyimizdeki yükselme ve bunun toplumsal hayata yansıması dergilerimizde de görülecektir. Bu, bizim hayatımız…